Anadolu Kırsalına Seferberlik Çağrısı
Değerli yurttaşım,
Eylül ayına girdiğimiz bugünlerde meşe ağaçları da palamutlarını gösterdi. Meşe ağacının değerini sana anlatmaya gerek yok. Onu gerek yakacak olarak, gerekse yapacak olarak kullanmayı en iyi sen bilirsin. Öyle ki devletimiz de orman köylerinin olduğu yerlerde yurttaşına hak tanımış. Azı karar, çoğu zarar diyerek.
Ancak velakin sadece bizim ülkemizde değil, 12 bin yıldır dünyanın kalanında yaşayan insanlar da meşeleri ya da yaşadığı yerdeki ağaçları geleceği gözetmeden kullandılar.
Gün geldi, önce kömür, sonra demir, sonra petrol, sonra çimento, sonra doğal gaz, hem yakacağın, hem de yapacağın yerini aldı.
Büyük şehirler kuruldu, büyük gemiler yapıldı, her yer betonla, asfaltla kaplanıp, arabasız yaşanamaz hale gelindi. İnsanlar zevke sefaya daldılar, hayatları tüketim oldu, her iş makinelere bırakıldı, kendileri üretmeyi unuttu.
Sonra bir baktılar ki, dünya kirlendi, iklimler değişti, özgürlük umuduyla gittikleri kentler yaşanmaz hale geldi, kendileri sisteme bağımlı köle oldu.
Çin’den Hindistan’a, Afrika’dan Güney Amerika’ya tüm insanlık yaşam biçimi olarak Batı medeniyetini kopyalayınca, kömür, petrol ve doğal gaz, dünyaya yetmemeye, giderek daha pahalı hale gelmeye başladı. Küresel salgın iki yıl süreci gölgelese de, şimdi kaldığı yerden daha da beter bir hale doğru durum vahim ve kolay kolay da değişecek gibi görünmüyor.
Gelelim sadede. Sana neden seferberlik çağrısı yapıyorum, neden bunu senden ve bu zamanda istiyorum?
Bu süreç devam ettikçe, hem kentten kırsal alana dönüş, hem de gerek yakacak olarak, gerekse yapacak olarak odun kullanımı talebi artacak. Dolayısıyla kırsal alandaki ağaçlar üzerindeki kullanım baskısı, gelecek yılların daha da kurak geçeceğini de düşünürsek ekolojik açıdan bir kırıma da neden olabilir. Yani senin yaşam alanın gözlerinin önünde yok olacak.
Peyzaj düzenlemesi ya da oksijen kaynağı olarak değil, kesmek için dikilmiş ağaçlara, enerji ormanlarına gereksinim duyuyoruz. İşin kötüsü bu durumu şimdiden öngörmek gerekiyor ki, bu yıl dikilen ağaçların kullanıma girmesi en erken yirmi ila otuz yıl arasında olabilir.
Konu ağaçlandırma olduğunda devlet çeşitli tedbirler alır ve uygular. Nitekim uyguluyor da. Ancak halk işin içinde olmayıp her şey devlete bırakıldığı zaman, bu tedbirler hem yukarıdan bir bakışla konuyor, hem de kamu olanakları özelleştirildiği için şirketlerin çıkarları ve olanakları çerçevesinden çıkamıyor. Vakıfların çabası da sınırlı kalıyor.
Genel olarak insanlığın, özel olarak bu toprakta yaşayan insanların ve canlıların çok daha fazlasına gereksinimi var. Çünkü bizim sadece ormanlarımız değil, gündelik yaşam içerisindeki ağaçlarımız da çok fazla tahrip olmuş durumda, iklim değişikliği ve kuraklık, özellikle ülkemizde yaygın bir müdahaleyi zorunlu kılıyor, orman yangınlarına dayanıklı ağaç tercihinde bulunmamız, basit ama etkili ve uygulanabilir yöntemlerle, istisnasız tüm ülke kırsalında sürece müdahale etmemiz gerekli.
Bu müdahaleye yönelik, tüm anadolu kırsalında bugün dahi, benim de dahil olduğum yüzlerce insan, daha fazla ağaçlandırma için bireysel olarak da çaba gösteriyor. Tohum topluyor, dağıtıyor, ekiyor, fidan yetiştirip dikiyor. Bu çabaların daha da yükseltilmesi ve bir seferberliğe dönüşmesi gerekli.
Sen imeceyi bilirsin, ortak sorunlar, ortak çabalarla çözülebilir.
Bu seferberlik kapsamında;
Başta meşe cinsleri olmak üzere (meşe, hem su, hem toprak, hem de havadaki karbonu tutucu özellikleri nedeniyle tercih nedenidir) bölgemizde var olan ağaçların tohumlarını toplayarak, bunların bir kısmını kendi doğallığında gelişmek üzere boş gördüğümüz her kamusal alana(mera, ham toprak, yol kenarı, tarla kenarı, seyrek ormanlık alan, vs) doğrudan ekelim. Bir kısmını da fidan olmak üzere çevremizde bulduğumuz kapları (kullanılmış yoğurt kasesinden, boş duran saksılara) kullanarak, kolay erişilebilir ve fidanın gelişimi kontrol edilebilir bir yerde, bahçemizde, balkonumuzda, odamızda, iş yerimizde, okulumuzda yetiştirelim. Daha sonraki yıl yada yıllarda uygun bulunan yerlere fidan olarak dikimini sağlayalım.
Bu kış yalnızca Avrupa için değil, tüm dünya için soğuk ve zorlu geçecek. Ancak bu seferbeliği gerçekleştirmezsek, gelecek yıllarda umutla karşılayacak bir baharımız da olmayabilir.
Kadir Dadan
12 Eylül 2022