Want to Partnership with me? Book A Call

Popular Posts

No Posts Found!

Dream Life in Paris

Questions explained agreeable preferred strangers too him her son. Set put shyness offices his females him distant.

Categories

    Edit Template

    İYİ Parti

    Arzu ettiğim katkıyı sağlayamadığım İyi Parti üyeliğimi 19 Kasım 2023 itibariyle sonlandırdım. Bundan sonraki süreçte çalışmalarımı kendi görüşlerim çerçevesinde sürdüreceğim. Geçen süre içerisinde ilgi gösteren tüm partililere teşekkür ediyor, yaklaşan yerel seçimlerde başarılar diliyorum.  
    Dr. Kadir Dadan
    Siyasete yeniden merhaba
    2019 yerel seçimlerinde Erdek belediye meclis üyeliği adaylığı için yaşadığım kısa süreli siyaset maceramı, bu kez sade bir üye olarak ve başka bir siyasi kulvarda sürdürmek için ilk adımları atıyorum.  
    Ülkemiz çok ciddi bir toplumsal ve ekonomik kriz yaşıyor. Konulan kurallar yaşadığımız toplumsal gerçekliklerin sorunlarına çözüm getirmediği gibi, kuralların uygulanması da kişiden kişiye değişkenlik gösteriyor. İnsanlar toprağından ve üretimden kopmuş, önceden edindiğini yada ebeveynden elinde kalanı satarak var olabiliyor. Dar gelirliler için yaşam tam bir işkenceye dönüşmüş durumda.
    Bu tablodan kolay bir çıkış yok. Büyük bir mücadele verilmesi ve çalışan orta sınıf ile sermaye kesiminin kuralları adil olarak belirlenmiş ve eşit bir şekilde uygulanan yeni bir ortak gelecek için yeni bir siyasi merkezde bir araya gelmesi ve demokrasiyi bu kez tabandan inşa etmesi gerekiyor.
    Ömrümün çeyrek yüzyılını çevre ve yeşil mücadelelere verdim. Gıda egemenliği ve sanayi karşıtı mücadele başta olmak üzere ekolojinin her alanında yazdım, çizdim, eyledim. Türkiye’de Yeşil politikanın taban demokrasisi temelli olması için, hem teoriğine hem de pratiğine damga vuran çalışmalar yaptım. Hemen her mücadelede siyasi aidiyeti başka hareketlerde olan insanlarla birlikte oldum. Benim olsun diye değil, bizim olsun diye bir çaba içerisinde oldum. Sonunda benim 16 yıl önce politik çerçevesini çizerek ifade ettiğim bir isme, başka bir siyasi hareket tarafından hem de demokrasi gerekçe gösterilerek el kondu. Yaşayarak gördüm ki, bir biz vardır bizde senden dışarı.  Acı ama gerçek. Vardır her halde onların da bir bildiği. Bu ülkeye barışı getirsinler, başka bir şey istemem.
    Benim de bir bildiğim var. Ömrümün kalanında demokrasinin tabandan inşasına katkı olmak üzere kırsal dönüşüm için mücadele edeceğim. Bunu yaşadığım toplum destek olduğu derecede kendi gerçekliğime ve ülkemin gerçekliklerine uygun olarak İYİ PARTİ içerisinde yapmaya çalışacağım.
    Kamuoyuna saygılarımla,
    Dr. Kadir Dadan
    16 Nisan 2023
    Millet ittifakının adayları için doğru tanımlamalar; ORTAK ADAY, ORTAKLAŞA BAKANLAR KURULU, ORTAKLAŞA MİLLETVEKİLİ LİSTELERİ
    Kamuoyundaki tartışmada en çok kullanılan tanımlama “kazanacak aday”. Dolayısıyla da yapılan ya da yapılacak anketlerde Erdoğan karşısında tercih durumu öne çıkıyor. Oysa siyasetin temeli, adayın niteliklerinin doğru tanımlanması ve bu tanımlamaya göre seçenekler arasından en yüksek oyu alacak kişinin tüm tarafların mutabakatı ile aday olarak belirlenmesidir. Ortaklaşma ancak bu şekilde gerçekleşebilir.
    Ortak Cumhurbaşkanı Adayının İlkesel Nitelikleri
    Tanınmış, başarılı, siyaseten yıpranmamış ve halk tarafından sevilen bir kişi olmalı.
    Temsil edeceği makam nedeniyle, yüksek yargı, üst düzey devlet bürokrasisi ve Türk Silahlı Kuvvetleri Kuvvet Kademesinin kolayca benimseyeceği ve uyumlu olarak çalışabileceği bir kişi olmalı.
    Herhangi bir parti üyesi ise, adaylığının açıklanması ile bir daha geri dönmeksizin partisi ile ilişkisi kesilebilmeli, seçim çalışmalarını ittifaka dahil tüm partilerin örgütleriyle birlikte yürütebilmeli.
    Herhangi bir partinin değil, ittifaka dahil olan tüm partilerin adayı olacağından, tüm partilerin tabanında karşılığı olan ya da tabanın büyük çoğunluğu tarafından kabul gören bir kişi olmalı.
    Seçimin ilk turu milletvekili seçimleri ile aynı anda yapılacağından ve parlamenter sisteme geçiş için anayasa değişikliği gerektiği için, cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması kadar 360 ve üzeri bir parlamento çoğunluğunu hedefleyebilecek, en azından salt çoğunluğu millet ittifakına sağlatabilecek bir kişi olmalı.
    Bakanlar Kurulunun İlkesel Nitelikleri
    Millet ittifakının tüm liderleri milletvekili seçimlerine katılmamalı ve yeni kurulacak kabinede cumhurbaşkanı yardımcısı olarak temsil edilmeli ve temel olarak parlamenter sisteme geçiş için gerekli anayasal değişikliklerin hazırlanmasından sorumlu olmalı.
    Tüm ittifak bileşenleri liderler dışında en az bir bakan ile temsil edilmeli.
    Kalan bakanlıklar alınan oy oranına göre partilere dağıtılmalı.
    Milletvekili Listelerinin İlkesel Nitelikleri
    Genel başkanlar partilerinin hangi ilde kendi listeleri ile, hangi ilde ortak liste ile seçime katılacağını belirlemeli.
    Ortak liste ile girme kararı alınan illerde, listeler genel merkezlerin dahli olmaksızın il teşkilatlarının ortak kararı ile belirlenmeli. Uzlaşmazlık durumunda, birlikte hareket edebilen partiler birlikte girmeli, diğer partiler kendi adayları ile girmeli.
     Strateji – Yöntem
    Öne çıkan iki aday var. Partisi tarafından adaylığa itilen Kemal Kılıçdaroğlu ve yine partisi tarafından adaylığı dizginlenen Mansur Yavaş. Başka isimleri tartışmaya gerek yok. Dolayısıyla Mansur Yavaş ismi İyi Parti tarafından masaya önerilmeli. Bu iki isim hem liderlere, hem kamuoyuna, hem de parti örgütlerine sorulmalı.
    1- Liderlere kabul ettirebilmek: Aslında ortak aday tanımlaması, doğrudan Mansur Yavaş’ın tanımlaması. Temel Karamollaoğlu, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın ittifakın başarısı için doğru adayın Mansur Yavaş olduğunu kabul etmeleri sağlanmaya çalışılmalı. 
    2- Kamuoyu Anketi: bu iki isim üzerinden yapılmalı ve parti tercihleri ile olası meclis aritmetiği de hesaplanmalı. Tüm illerde ve olası en büyük örneklem seçilerek yapılmalı.  
    3- Parti içi eğilim yoklaması: Tüm partilerin il ve ilçe yönetimlerinin katılabileceği iki adaylı bir ön seçim.
    4- Diğer ittifakların desteğinin alınması: Emek ve Özgürlük ittifakının Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyebileceği tezi, Zafer Partisi & Memleket Partisi ittifakının da Mansur Yavaş’ı destekleyebileceği tezi ile dengelenmeli.
    Dr. Kadir DADAN
    26 Şubat 2023
    KIRSAL DÖNÜŞÜM
    GELECEK YİRMİ YILIN TÜRKİYE’SİNDE SİYASİ MERKEZİN YENİDEN İNŞASINA YERLİ, YEREL VE YEŞİL BİR BAKIŞ
    Türkiye’nin çok partili siyasi tarihine baktığımızda otoriterleşen iktidarları, bu otoriterleşmenin sonuna doğru da toplumsal ve ekonomik kriz dönemlerinin birkaç kez tekrar ettiğini görmekte ve hemen her seferinde yeni bir siyasi merkezin inşasına tanık olmaktayız. Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve son olarak Ak Parti.
    Bu inşaların hemen tamamı, kırın kente, çevrenin merkeze göçüne dayalı yerel ve yerli dinamiklerin yanı sıra, büyük oranda Batı kökenli ulus ötesi aktörlerin müdahalesi ya da yönlendirmesi ile şekillenmiştir. Her seferinde işçi, memur, küçük esnaf ve çiftçilerden oluşan çalışan orta sınıfın talepleri dile getirilerek kurulan bu siyasi merkezler, ülke olanaklarının iktidar eliyle kural tanımadan uluslararası, ulusal ve yeni yaratılan sermaye kesimine sunulmasıyla başka bir toplumsal ve ekonomik krize yol açarak sonlanmışlardır.
    2023 yılında devletin ikinci yüzyılının başında da benzer bir durum ile karşı karşıyayız. Yine giderek otoriterleşen bir iktidar var, yine toplumsal ve ekonomik kriz döneminden geçiyoruz.
    Öncekilerden farklı olarak, bu kez yalnızca Batı kökenli değil, Rusya ve Orta-doğu kökenli ulus ötesi aktörlerin müdahalesi ve yönlendirmesi ile karşı karşıyayız. Ve yine öncekilerden farklı olarak bu kez kırdan kente, çevreden merkeze göçen yeni bir yerli dinamik görünmemektedir. Ancak belirleyici olmasa da etkili olabilecek dinamik olarak mülteciler ortaya çıkmış, dolayısıyla kentlerde sıkışan, kırsalda üretimi terk eden ve ekonomik olarak daralan büyük bir umutsuz insanlar yığını oluşmuş durumdadır.
    Siyasi tabloya bakıldığında ise 20 yıllık bir keskinleştirme sürecinde toplum büyük ölçüde kutuplaşmış, merkez siyaseti ortadan kalkmış durumdadır. Büyük kentlere ve batı-güney sahillerine yerleşmiş seküler kesim, Cumhuriyet Halk Partisinde kendini ifade ederken, 1980 darbesinden sonra giderek genişleyen ve kentte olduğu kadar kırda da karşılık bulan siyasal islam ise Ak Parti’de örgütlenmektedir. Kürt siyasi hareketi de sosyalistlerle birlikte üçüncü bir kutup olarak yadsınamaz bir gerçekliğe sahiptir. Milliyetçi hareket ise hem iktidarda hem de muhalefette farklı siyasi tonlarla kırdan daha çok taşra küçük kentleri ve büyük kent çeperlerinde varlığını dağınık bir biçimde sürdürmektedir.
    Hemen hiçbir siyasi partinin kırı temel alan, kırın dönüşümüne dair kapsamlı ve umut vadeden bir politikası yoktur. Daha da ötesi hiçbirinin güncel olarak kırın ne halde olduğuna dair dişe dokunur büyüklükte güncel bir verisi de yoktur.
    Öte yandan tüm dünyayı tehdit eden ekolojik kriz, ülkemizi de derinden etkilemeye başlamış durumdadır. Marmara denizindeki müsilaj, Ergene, Nilüfer, Gediz nehirlerindeki ciddi kirlilik sorunları, çarpık kentleşme ve denetimsiz sanayileşme, giderek etkisi hissedilen kuraklık, ilçeleri yutan seller ve devasa orman yangınları, hem kırı hem de kenti giderek yaşanılamaz hale getirmektedir. Eğer önümüzdeki yirmi yılda ekolojik krizin ülkeye etkilerine dair gerekli önlemler alınmazsa, gerek toplumsal gerekse ekonomik yönden geri dönüşsüz bir yıkım ile karşı karşıya kalabiliriz.
    Türkiye’de son yirmi yılda daha popüler olan ve gezi parkı direnişi ile en görünür haline gelen, temelde doğanın talanına karşı verilen ekoloji temelli mücadeleler, daha çok sosyalistlerin elinde, kırda gösteri zamanı var olan ancak kök itibari ile kent merkezli yönlendirmeye sahip mücadelelerdir ki kırdaki kitleselleşmesi mikro milliyetçilik olarak tanımlansa da, milliyetçi hareketin uzak kaldığı bir karakterdedir. HDP ve TKP gibi partiler ekoloji söylemini sıkça dile getirse bile, kırda dönüşümü önceleyen bir politika oluşturamamıştır. CHP, Almanya’nın Sosyal Demokrat ve  Yeşil Partileri ile temasta olup Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde ekoloji politikalarını gündeme taşıyacaktır. Bu çerçevede ekoloji konusunda politika oluşturmak için İyi Partinin de kadrolarını geliştirmesi bir zorunluluktur.
    Tüm bunlar bir yana, yaralarını sarmaya çalıştığımız Kahramanmaraş depremleri ile Anadolu uygarlıkları için yıkıcılığını tekrar hatırlatan deprem gerçeği de, yaklaşan Marmara depremi ile ülke bağımsızlığının üzerinde Demoklesin kılıcı gibi durmaktadır. Kentlerin sıkışmışlığını ve imar afları ile işin içinden çıkılmaz hale gelen yapı stokunun çürüklüğünü, yine kent çeperine yapılacak yeni yapılaşma ile aşmaya çalışmak, başta gıda olmak üzere üretime dayalı bir ekonomiyi öncelemediği gibi, iklim ve ekoloji sorunlarını da şiddetlendirerek sürdürecek nitelik taşımaktadır.
    Genel seçim sonuçlarına bakılacak olursa Ak Parti hem kentsel alanda hem de kırsal alanda oy kaybetmiştir. Ancak bu oylar Millet ittifakından ziyade MHP, Yeniden Refah, Zafer ve Memleket Partisine yönelmiştir. Bu sonucun ortaya çıkışında devletin gücünün iktidar tarafından seçim çalışmaları için kullanılması, kırsal alana erişim sorunları ve medyanın tutumundan ziyade, millet ittifakının hem kentsel alana hem de kırsal alana dair yeterince güçlü bir politika oluşturamadığını kabul etmek gerekir. Tüm bunlara rağmen Anadolu kırı hala büyük ölçüde Ak Partinin elindedir.
    Öte yandan ittifakların yerel seçimlerde de sürdürülmesi tartışmalı hale gelmiştir. İttifaklar kimlikler üzerinden tarif edilmiş partiler arasında oluşturulmakta, bu da toplumsal ve ekonomik krizin kökenindeki kutuplaşmayı ortadan kaldırmadığı gibi, parti yönetimleri arasında çekişmeleri olağan ve aşılamaz bir sorun haline getirmektedir. Merkez siyaseti, çiftçisi, esnafı, işçisi, memuru ve sermaye sahibini bir arada içerecek sınıfsal bakışları aşan, ortak coğrafya, ortak geçmiş, ortak değerler ve ortak bir gelecek  üzerine inşa edilebilir.
    Sonuç olarak ülkenin mevcut durumunda yeni bir siyasi merkez inşa edilmedikçe, yaşadığımız toplumsal ve ekonomik kriz sürecektir. 20 yılı devirmiş bir iktidarın varlığında, hem kırda, hem kentte, hem doğuda, hem batıda, hem kuzeyde, hem güneyde kısaca ülkenin her yerinde tabandan bir inşa gerektiği için son derece zorlu ve uzun bir süreç gerekecektir. Sadece genel başkanın, parti üst yönetiminin ve yerel teşkilatların olanakları ve çabaları ile bu sürecin inşa edilebilmesi mümkün görünmemektedir. Tüm parti üyelerinin sürecin bir parçası haline geldiği bir anlayışa geçilmesi elzemdir.
    Ömrünün yirmi yılı aşan bölümünü gerek teorik, gerekse uygulamaya dönük olarak yeşil politikaya vermiş birisi olarak, bu yeni siyasi merkezin inşasında yerli, yerel ve yeşil bakışa sahip bir seçeneğin oluşturulmasında kent politikaları kadar kır politikalarının da öncelik taşıdığını düşünüyorum. Ömrümün kalanında da kırsal dönüşüm için çaba göstereceğim.
    Dr. Kadir DADAN
    2023 – 2043 Türkiye’sini bekleyen belirleyici süreçler
    Çok Kutuplu ve Kent Merkezli Dünya
    İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan dünya düzeni, önce soğuk savaş dönemi, ardından doğu blokunun çözülmesi ile kısa süreli Batı egemenliğinin ardından, artık çok kutuplu bir dünya düzenine doğru evrilmektedir.
    Dünya üzerinde yaşayan çoğu insan sıcak, konforlu ve geniş bir ev ve o evin önünde kendisine ait bir otomobil istemektedir. Büyük ölçüde Kuzey ve Batı ülkelerinde yaşayan dünya nüfusunun beşte biri bunu elde etmiştir. Öte yandan yine dünya nüfusunun yarısından fazlası artık kentlerde yaşamaktadır ve kırdaki insanlara göre daha fazla enerji ve kaynak tüketmektedir.
    Kent merkezli yaşamı esas alan Kuzey ve Batı uygarlığının Doğu ve Güney tarafından taklit edilmesi, artan dünya nüfusu ile birlikte fosil yakıtlar üzerindeki çatışmayı körüklemiş durumdadır.
    Öte yandan sömürünün dünya ölçeğindeki temel aracı olan dünya finansal sistemi Doğu ve Güney ülkeleri tarafından tartışmaya açılmış, dünya ticareti de çatışmalı hale gelmiştir.
    Küresel salgın ile kırılganlığı gözler önüne serilen endüstriyel üretim ve tedarik zinciri, hem bölgesel hem de dünya çapındaki çatışmalarla her an kopabilecek ya da sürekliliğini yitirebilecek durumdadır.
    Coğrafi konumu ve temel uygarlık tercihleri nedeniyle, ülkemiz çok kutuplu dünyanın çatışmalarının tam ortasındadır. Bu yirmi yıldaki tercihleri hem kendisinin hem de insanlığın geleceğinin şekillenmesinde belirleyici olacaktır.
    Ekolojik ve Ekonomik Kriz
    İklim değişikliği, kuraklık, çevre kirliliği ve ormansızlaşma, başta tarımsal alanda olmak üzere üretimde kayıplara ve maliyet artışlarına yol açmaktadır.
    Ülkemizde sanayi üretimi ve ulaşım, büyük oranda fosil yakıtlara bağımlıdır ve uluslararası maliyet artışlarından doğrudan etkilenmektedir. Milyon nüfusu aşan kentler de, ısınma, ulaşım ve enerji bakımından aynı düzeyde fosil yakıtlara bağımlılığa sahiptir.
    Kırdan kente göç ve mülteciler, kentlerdeki yaşam alanlarının paylaşımı üzerindeki çatışmayı artırmakta bunlar da maliyetleri yükseltmektedir.
    Ayrıca artan ve yaşlanan nüfus, obesite ve artmış kanser vakaları nedeniyle sağlık hizmeti gereksinimi ve maliyetleri de artmaktadır.
    Ekolojik kriz şiddetlendikçe, bu maliyetler daha da artacak ve ekonomi üzerindeki enflasyonist baskı kalıcı hale gelecektir.
    Peşinden koşulması gereken temel kavramlar
    Ülkede, İlde, İlçede, Mahallede, Köyde, Evde, Kendine Yeterlilik
    Çokuluslu sermaye yatırımlarıyla büyük oranda ihracat ve ithalata dayalı endüstriyel üretim ve tedarik zinciri, deprem, diğer doğal afet, savaş, ambargo, hastalık gibi herhangi bir nedenle aksamaya uğradığında, ülkenin kendine yeterliliği yaşamsal açıdan büyük önem arzetmektedir. Bu konuda küresel salgın büyük bir test olmuştur ve istisnasız tüm ülkeler bu testten sınıfta kalmıştır.
    Elbette kendine yeter bir ülkenin güvenlik açısından önemli parçası ordunun yeterliliği ise de, en az onun kadar önemlisi de hammaddesinden enerjisine, teknolojisinden insangücüne, finansmanından ticaretine, ulaşımından iletişimine, tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinin herbirinde ekonominin de kendine yeter olmasıdır.
    Öte yandan kırsal alandaki üretimin de endüstrileşmiş olması, özellikle gıda açısından köylerdeki kendine yeterliliği de ortadan kaldırmıştır. Geleneksel ve doğal üretim, endüstrinin ucuz malları ile rekabet edememektedir. Köyler yaşlılara kalmış, geçimlik üretim de terk edilmiştir. Bugün gezer manav-bakkallar ile ilçe merkezinden köylere sebze-meyve ve mal taşınmakta, kent çeperinde endüstriyel üretilen süt, yumurta ve ekmek köylere götürülmekte ya da köylüler kente gelip marketlerden gıda ürünlerini temin etmektedir. Hem kır, hem de kent kendine yeterliliğini kaybetmiş durumdadır.
    İnsanların ve malların fazladan hareketi fazladan maliyet demektir ve bu maliyetler Ukrayna-Rusya savaşının gösterdiği gibi fosil yakıtlar üzerindeki talep ve çatışmalar arttıkça daha da artacaktır. Yeni oluşacak sera gazı emisyonlarının iklim değişikliğine bağlı ekolojik krizi derinleştirmesi de cabası.
    Önümüzdeki yirmi yıl için kendine yeterliliğinin bölgesel ve yerel düzeyde de sağlanması daha da önem kazanacaktır. Hatta en küçük yaşam birimi olarak evde de.
    Gerek kırda, gerekse kentte yeni yapılacak tüm binaların, yapılaşmaya açılacak tüm yerlerin ya da dönüştürülecek tüm yerleşimlerin başta yenilenebilir enerji üretimi olmak üzere en üst düzeyde kendine yeterli olacak şekilde tasarlanması gerekecektir.
    Sokak ve mahalle temelinde tüketim örgütlenmelerine gidilerek, hem dayanışmacı birliktelikler geliştirilebilir, hem de üreticilerden doğrudan alım yoluyla tedarik zinciri kısaltılarak üretim, depolama ve dağıtım maliyetleri azaltılabilir.
    En önemli ertelenemez gereksinimler olarak gıda ve su ön plana çıkmaktadır. Bu açıdan kentler oldukça dezavantajlıdır. Yağmur suyu toplama ve arıtımı ile kentte tarımsal gıda üretiminin geliştirilmesi, bu dezavantajı bir parça da olsa giderme açısından son derece önemlidir. Kentsel yeşil alanı bir peyzaj uygulaması olarak görmekten çıkarıp, bir üretim alanı olarak tasarlamak gerekecektir. Bu da ancak çok katlı yapılaşmaya sınır getiren, başta açık hava otoparkları olmak üzere toprağın beton ve asfaltla örtülmesine yönelik uygulamaları kısıtlayan ya da belirli koşullarda yasaklayan, kent bostanı uygulamalarını yaygınlaştıran planlamalar ile gerçekleştirilebilir.
    Her kentin hemen etrafındaki kırsal alan ile bağlarının kuvvetlendirilmesi ve gıda temininin mümkün olduğunca bu yakın kırsaldan temin edilmesi özellikle önem taşımaktadır. Yerel yönetimler bu birlikteliği koruyacak ve geliştirecek özellikli yapıların(köylü&üretici&yöresel pazar) inşa edilmesinde ve sürdürülmesinde kolaylaştırıcı olabilir.   
    Öte yandan alan kontrolüne dayanan yerel ve bölgesel kendine yeterlilik, Türk devlet geleneğinin de önemli bir parçasıdır. Bugün il, ilçe, köy/mahalleye dayanan idari yapı, bir ölçüde dağlar ve nehirler ile şekillenen ülke coğrafyası ve ikliminin bir ölçüde zorunlu kıldığı, toprak parçalarının ve bu parçalarda yüzyıllar içerisinde şekillenen ve farklılaşan ekonomik ve toplumsal gelişimin sonucudur.
    Bazen il, çoğu zaman ilçe olarak telaffuz edilen “memleket” kavramı bu gerçekliğe dayanır. Ülkenin hemen her yerinde gördüğümüz memleket dernekleri, kır-kent bağını hala diri tutan, dayanışma ve kendine yeterlilik açısından korunması ve kentten kıra doğru göçün teşvik edilmesi yönünde geliştirilmesi önemli örgütlenmelerdir.
    Son olarak tüm bu farklı memleketlerin yerel ölçüde kendine yeterliliği, iç göçü ve üretim açısından ülke kaynaklarının paylaşımına yönelik bölgesel dengesizliği azaltır, gerçek bir demokrasinin zeminini hazırlar.
    Yenilenen Kırda Yeniden Var Oluş
    Yüzyıllardır var olan Türk toplumu temelde kırda göçebe olarak yaşayan, savaş zamanı bir araya gelen, barış zamanı tekrar kırda var olan bir özelliğe sahiptir. Bu özellik sayesinde hem kendi kültürünü koruyabilmiş, hem de yerleşik toplumlarla karşılıklı çıkara dayanan iletişim ve işbirliğini geliştirebilmiş, böylece oldukça geniş ve merkezi bir coğrafyanın kontrolünü uzun süre elinde tutabilmiştir.
    Son iki yüzyılda bir yandan ardı arkası kesilmeyen savaşlar, öte yandan sanayileşme ve kentleşmenin giderek hakim olan yaşam biçimi olmasıyla, giderek göçebe özelliklerini yitirmiştir ki, bugün itibariyle sadece köy ve beldelerde yaşayan nüfus % 7 dir. Son 25 yıl içinde özellikle eğitim ve istihdam amaçlı gençler ve çocukların ilçe merkezlerine göç ettiklerini, ancak kır ile bağlarının tamamen kopmadığını, ilçe merkezinden geçici sürelerle kıra gelip sahip oldukları arazilerde tarım yaptıklarını gözlemliyoruz. Büyükşehirlerin dışında kalan ilçeler de dahil edildiğinde, kırsal nüfus sanayileşmiş batı ülkelerine benzer şekilde % 25 i bulmaktadır.
    Kentleşme ve sanayileşme, hem doğaya hem de köken aldığı topluma yabancılaşmayı da beraberinde getirmektedir. Bir yandan kültürel kimlikler silinirken, diğer yandan yurt ile aidiyet bağları da zayıflamaktadır. Son yıllarda kontrolsüzce artan mülteci alımları, yarattıkları konut, istihdam ve gıda talebi nedeniyle yüksek enflasyonu ve yerleşik halkta ülkesine yabancılaşmayı şiddetlendirmektedir. Mültecilerin yeni girişlerinin durdurulması, içerdekilerin ülkelerine geri dönüşlerinin sağlanması, mahallelerde yoğunlaşarak getto oluşturmalarının önlenmesi, istihdam sağlananların da belirli bir oranda kıra dağıtılarak bütünleşmelerinin sağlanması toplumsal huzur açısından olduğu kadar Türk kültürünün korunması açısından da kilit önemdedir.
    Öte yandan göçer nitelik yaz-kış hareketliliği olarak belirli bir oranda devam etmektedir. Bu hareketliliğin bir kısmı büyükşehirlerden memleket bağlantılarına doğru yönelirken bir kısmı ise özellikle batı ve güneye olmak üzere tüm sahil şeridine doğru gerçekleşmektedir. Hatırı sayılır bir miktar da ovalardan yaylalara doğru yaşanmaktadır. Dolayısıyla herhangi bir sıra dışı durum(savaş, deprem, kaotik şiddet olayları) olup kentler tehdit altında olduğunda, ülke nüfusunun yarısını kırsalda var edebilecek alt yapı(konut, yol, su, elektrik) hala mevcuttur. Ancak bir önceki başlıkta belirttiğimiz gibi, üretim ve tedarik zincirleri artık büyük oranda kent merkezli olduğundan, yeni üretim olmaksızın kır nüfusunun artması yaşamı kente göre daha maliyetli hale gelmektedir ki, yurttaşların yaz dönemleri için şikayetleri de bu yöndedir.
    Siyasi olarak bakıldığında sahil kesiminde olanlar dışında genel olarak kırda yaşayan ya da kır ile bağlantıları korunan kişilerin eğilimi milliyetçi ya da dindar muhafazakardır. Çok partili sisteme geçildiğinden bu yana geçen sürede siyasi merkezin her yeniden inşasında anahtar rol üstlenmişlerdir ve önümüzdeki dönemde de tavırları siyasi yönelişi belirleyici olacaktır. Siyasi merkezi yeniden kurmaya aday iki partiden Cumhuriyet Halk Partisinin kıyı kesimi ve Alevi köyleri dışında genel olarak kıra, özel olarak bu eğilimlere yönelik herhangi bir başat politikası yoktur. “Köylü milletin efendisidir” ve “Kapatılan Köy Enstitüleri” söylemden ibaret kalmaktadır. Tarım ve hayvancılık politikaları hemen tamamen endüstriyel üretim metotlarına dayalıdır. Hali hazırda Ak Parti’nin kırsal alanla dindarlık üzerinden yirmi yılda kurduğu bağ da diğer aday olarak İyi Partinin genel muhalefeti ve yeni makro ekonomik söylemleriyle aşılabilecek gibi görünmemektedir. Kırsal alanın üretim ve hizmet sorunlarının yerinde tespitine ve çözümüne yönelik somut politikalar oluşturmadan, genel ekonomik gidişat nedeniyle elde edilecek geçici bir yanıtın kalıcı olamayacağını da not düşmek gerekir. Öte yandan yaklaşık dokuz ay sonra yapılacak yerel seçimlerin de yaklaşmakta olduğu göz önüne alındığında, köy köy, mahalle mahalle kapsamlı bir kır politikası oluşturulması kaçınılmaz bir gerekliliktir.
    Bu çerçevede önümüzdeki yirmi yıla ilişkin belirleyici süreçleri hesaba katarak yeni bir kır tarifi yapmakta yarar var. Daha çok insanın yaşadığı, daha çok üretimin yapıldığı, daha çok enerjinin tüketildiği bir kır.
    Yapılaşma ile başlayacak olursak, Kahramanmaraş depreminden etkilenen 11 ile ilaveten, İstanbul, Kocaeli, İzmir, Bursa başta olmak üzere, 300 bin nüfusun üzerindeki tüm kent merkezlerinden kırsal ilçe ve kırsal mahallelere doğru tersine göçü teşvik edecek bir kırsal dönüşüm yapılaşması teşvik edilebilir. Depremlerde hasar almış ya da yapı denetimlerinde yıkılması önerilen yapılarda oturanların yanı sıra, emeklilikte yaşa takılanlar ve kırsal mahallelerde arsaları bulunan emeklilere bu teşvik için öncelik tanınabilir.   
    Enerji ile devam edecek olursak, geçmişteki “elektrik gitmedik köy-mezra kalmayacak” söyleminin yerini “elektrik üretilmedik köy-mezra kalmayacak” şeklinde değiştirmekte yarar var. Bu hem var olan potansiyeli işleyerek yenilenebilir enerjinin yaygınlığını artırmayı ve böylelikle kentlerin enerji talebindeki baskısını gevşetmeyi sağlamasının yanı sıra, kırın teknolojik olarak gelişmesi ve üretim için gereksindiği enerjiyi yerel olanaklarla elde etmesini de sağlayarak çok yönlü bir etki oluşturacaktır. Bu konuda başat olarak güneş ve rüzgar santralleri söz konusu olsa da, özellikle hayvancılığın yaygın olduğu bölgelerde organik gübre üretimine de kapı aralayacak biyogaz ve biyokütle santralleri üzerinde de durulmalıdır. Elbette önemli konulardan birisi, bu santrallerin mülkiyeti konusudur ki, ekonomik bağımsızlığın korunması açısından, özel şirketlerden çok yerel halkın katılımına dayalı (belki yerel yönetimleri de işin içine katacak) kamu işletmelerinin kurulması ve enterkonnekte sisteme gereksinim duymayan enerji özgür alanların oluşturulması hedeflenebilir. Ayrıca kırdaki her binanın güneş paneline sahip olabilmesinin teşvik edilmesi, kırdaki istihdamı da artıracak nitelik taşır.
    Isınma gereksiniminin yerel olanaklarla karşılanması ancak yeterli yakacak odun temini ile mümkündür. Kırda daha fazla insanın var olması mevcut ormanlar ya da korular üzerindeki baskıyı artıracaktır. Bu nedenle yakacak odun temini için uzun süredir ekilmeyen ve endüstriyel tarım için uygun olmayan boş arazilerin hemen tamamının enerji ormanı (baltalık orman işletmeciliği) olarak değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Baltalık ağacın en az yirmi senede geliştiği göz önüne alındığında bugünden başlatılacak bir seferberlikle gerçekleştirilebilecek bu uygulamalar kentlerde de talep bulabilecek pelet yakıt üretimi için de fırsat yaratabilir.
    Kırdan kente göçün bugün öne çıkan gerekçelerine baktığımızda hizmet sektörünün genişlemesine paralel olarak eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin ön plana çıktığını görmekteyiz. Öte yandan bu hizmetlerin kentlerdeki etkinliğinin de sorgulanması gerekmektedir. Var olan eğitim sistemimiz kentlerdeki üretimin gelişimini yeterince desteklemediği gibi, kırlardaki üretimi tamamen yok saymaktadır. Sonuç olarak kentlere yığılmış vasıfsız eğitimli bir işsizler ordusu oluşmaktadır. Köy okullarının tekrar açılması önemlidir. Ancak bu binaların halk eğitimini ve yöresel özelliklere uyacak işlikleri de içerecek şekilde de tasarlanması üzerinde durulmalıdır.
    Yaşama yıllar katması kadar yıllara da yaşam katması gereken sağlık hizmetleri, basamaklandırma ve sevk zinciri düzenlemeleri yaşama geçirilmediğinden etkin bir şekilde verilememekte, insanlarımız herhangi bir sağlık sorunu için doktor doktor koşturmakta, adeta uzun ama sağlıksız bir yaşama terk edilmektedir. İlçe hastaneleri işlevlerini kaybederken, şehir hastaneleriyle desteklenen il merkezleri ise aşırı bir yoğunlukla karşı karşıya kalmaktadır. Bir yandan cumhurbaşkanı her aileden en az üç çocuk isterken bugün gerek batı bölgelerinde gerekse doğu bölgelerinde çoğu kırsal ilçede doğum yapılmamaktadır. Yerinde tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerine gereksinim duyulan yaşamın son yılları her aile için ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmakta ve bu soruna etkili bir çözüm üretilememektedir. Bu nedenlerle kırsal eğitim ve sağlık hizmetlerinin yeniden tasarımı kırsal dönüşüm için büyük önem kazanmaktadır.
    Geçmişteki Köy Enstitüleri uygulamasının ciddi bir değerlendirilmesi yapılarak, genelde kır yaşamının, özelde yaşanılan yerin coğrafi, iklimsel ve kültürel özelliklerine, ekonomik faaliyetlerin gereksinimlerine uygun olarak, kırsal beldelerde kendine özgü müfredata sahip kır liseleri ile kırsal ilçe merkezlerinde kırsal araştırma ve geliştirme enstitüleri kurulabilir. Bu enstitüler, özellikle tohum, fide ve fidan yetiştirme konusunda her kırsal yerleşimle ayrı ayrı işbirliği içerisinde hareket ederek, katma değeri yüksek tarımsal üretimin yaygınlaşmasını sağlayabilir. Keza daha kapsamlı bilgi, uygulama ve makineleşme gerektiren bağcılık ve meyvecilik uygulamaları da, ürün işleme ve pazarlama da dahil edilerek, kooperatif temelli ortaklık yapıları desteklenerek geliştirilebilir. İlçe merkezi ve il merkezinde bu yapıların ürünlerini satabilecekleri pazarlar kurularak, yerli üretim teşvik edilebilir.
    Hayvancılık, tarımdan ve ormancılıktan koparılmış durumdadır. Bu da maliyetleri artırmakta, özellikle ithalatın açıldığı dönemlerde üreticinin rekabet gücünü ortadan kaldırmaktadır. Hayvancılık kendi yemini kendisi üretecek şekilde tanımlı koşullar altında tarım ve ormancılık faaliyetleri ile entegre edilebilir. Güvenlik gerekçesi ile insansızlaşan Doğu ve Güneydoğu kırsal mahalleleri geçmişte yaygın hayvancılığın yapıldığı bölgelerdir. Bu mahalleler teşvik edilip kış koşullarına uyum sağlayabilecek şekilde yenilenerek yeniden üretim yapılabilen yerler haline getirilebilir.
    Kırsal araştırma ve geliştirme enstitüleri, her yerin iklim ve coğrafi özelliklerine göre o yere özgü olarak bu koşulları tanımlamak üzere veteriner ve mühendis desteğinin sağlanmasının yanı sıra özellikle ortaklaşmaya dayalı amaca yönelik makineleşme, doğal döngülerin kullanımı gibi konularda öğretici olarak devreye girebilir.
    Hali hazırda kentlerde yer alan tıbbi bakım ve huzurevleri, kırsal alanda(bir kaç mahalleyi kapsayacak şekilde) planlanarak, bir yandan köylerde adeta kaderine terk edilen yaşlıların yerinde hizmet alması sağlanırken, öte yandan kentten kıra göç edecek emekli yaşlı nüfusun kır ekonomisini desteklemesi sağlanabilir. Böylelikle şu anda kent ekonomisine akan emekli maaş ödemeleri, kır ekonomisine akarak kırın yenilenmesi ve gelişmesi için ciddi maddi kaynak oluşturabilir.
    Aile hekimliği gezici hizmet uygulamaları kırsal mahallelerin sağlık hizmetini yerinde alabilmesi için bir fırsat sağlasa da, hem basamaklandırılmış sağlık sistemi hayata geçirilmediği hem de ilçe hastanelerinde yeterli uzman hekim kadrosu sağlanamadığı için, hizmetin etkinliği gerilemektedir. İl merkezindeki hastaneler de aşırı yoğunluk altında gereksiz tahlil&tetkikler ile boğuşmak zorunda kalmaktadır. Ciddi sağlık sorunlarında kamuda çare bulamayan yurttaşlarımız özel hastanelere yönelmektedir. Tüm bunlar, ülke çapında sağlık harcamalarını giderek artırmaktadır.  Öncelikle sağlık kuruluşları doğru tanımlamalar ile yeniden basamaklandırılmalı ve kırsal ilçelerdeki kamu sağlık kuruluşları yeterli sağlık çalışanı kadrosu ile desteklenmelidir.   
    Ormanlar, tanımlı koşullarda(yakacak gereksinimin karşılanması, hayvancılık ve pelet üretimi için orman atıklarının toplanması) insan kullanımına açılabilir. Orman köyleri, geniş bir coğrafyada uyum yeteneğine sahip fidan üretimi için teşvik edilerek, gerek ülke içinde gerekse ülke dışında ormanlaştırma çalışmaları için kaynak sağlanabilir.
    Bilgiye ve katılıma dayalı kırsal dönüşüm
    Türkiye kırsalı oldukça değişken coğrafi, iklimsel, ekonomik ve kültürel özelliklere sahiptir. Bu nedenle her bir il, ilçe ve mahalle düzeyinde dönüşümün niteliği ve öznelerin nitelikleri değişken olacaktır. Bu dönüşüm için bir tip proje ve o tip projeyi uygulayacak bir profesyonel kadro oluşturulması gerçekçi görünmemektedir. Dönüşümü başlatacak olanlar, bizatihi dönüşümün özneleri olmalıdır. O öznelerin gerek genel merkez düzeyinde, gerekse il ve ilçe düzeyinde parti örgütünün içinde olmaları sağlanmalıdır. Genel merkez düzeyinde dönüşümün temel çerçevesi belirlenmeli, il ve ilçe örgütlerinden sorumlu kişilerin katılımı ile öznelerin çerçeveyi benimsemeleri sağlanmalıdır.   
    Dönüşümün doğru tanımlanabilmesi için her bir mahallede var olan durumun ortaya konmasına ve değerlendirilmesine gereksinim vardır. Bu amaçla parti içinde her il ve her ilçe için kırsal dönüşümden sorumlu bir kişi belirlenmeli, ya da mevcut kırsal mahalleler sorumluları aynı zamanda kırsal dönüşüm sorumlusu olmalıdır. Bu kişi ile birlikte ilçe başkanı, her kırsal mahalleyi yerinde ziyaret ederek o mahalledeki üyelerin katılımı ile var olan durumun tespitini yapabilir, savunulması gereken öncelikli politikalar hakkında bir taban görüşü oluşturabilir. Bu görüşler, ilçe divanı ile birlikte tartışılarak geliştirilip il düzeyine taşınarak, il başkanı ve il kırsal dönüşüm sorumlusu tarafından değerlendirilip parti genel merkezine raporlanabilir. Bu çalışmalar belirli periyotlarla tekrarlanıp, dönüşüme dair görüşlerin güncellenmesi sağlanabilir.
    Kırsal dönüşümün genel merkez tarafından benimsenme derecesine göre, pilot ilçe ve il seçilerek de uygulama yapılabilir. Örneğin Erdek ve Balıkesir.  
    Kırsal dönüşümün ve partinin kır-kent birlikteliğinin sağlanmasında gıda temini
    Temiz ve taze gıda herkes için bir haktır. Parti üyeliği, sadece siyasi bir çalışmayı değil, aynı zamanda dayanışmayı da amaçlar. Üretici için aslolan ürettiği malın pazar ve kazanç bulması, tüketici için aslolan ürünün fiyat ve niteliğinin uygunluğudur. Kırsal mahallelerde üretici olan üyelerle, kentsel mahallelerde tüketici olan üyelerin, karşılıklı güven ve dayanışmaya dayanan bir birlikteliğinin kurulması ve sürdürülmesi, partinin gücüne güç katacak bir ekonomik potansiyeli barındırır. Bu potansiyelin yaşama geçirilmesine yönelik, yerel şartlara uygun iletişim ve pazar olanaklarının geliştirilmesi üzerinde durulmalıdır. Böylelikle, hem sağlıklı gıda temininde, hem kendine yeterli yerleşimlerin geliştirilmesinde, hem kırsal dönüşümde, hem de parti gelişiminde yol alınmış olacaktır.
    22 Haziran 2023   
    Yazarın özgeçmişi:
    1968 Balıkesir doğumlu olan Kadir Dadan, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunudur. Aynı fakültede Halk Sağlığı doktorası yapmıştır. Mecburi hizmetini Şanlıurfa’da yapmış, daha sonra İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kalite yönetim sistemi çalışmalarına katılmıştır. 2008’den beri Erdek’te çalışmış, Nisan 2023 itibariyle emekli olmuştur.
    Çevre-ekoloji mücadelesi ile ilgisi 1998 yılında Çevre İçin Hekimler Derneği kurucu üyeliği ile başlar. 2002-2008 döneminde Türkiye Yeşilleri Koordinasyon Grubu içerisinde yer almış ve 2006 yılındaki eş genel koordinatörlük, küresel yeşiller bildirisinin çevirisi, Gündöndü bülteninin çıkarılması, parti program taslağının hazırlanması, Avrupa Yeşilleri ile ortak etkinlikler dahil çeşitli görevlerde bulunmuştur.
    2008 yılında Balıkesir-Erdek-Ocaklar mahallesine yerleşmiş, burada teorik temelli Yeşil ve Sol Buluşmalar düzenlemiştir. Öğretmen olan eşi ile birlikte taş değirmen unundan ekmek, ada karası üzümü ve yaşayan tohum ambarları üzerine Başka Bir Gıda Mümkün Girişimini başlatmış, GDO’ya Hayır Platformu çalışmalarına katılmış, Bayramiç Gerçek Gıda Bildirisinin taslağını hazırlamıştır.
    2014 yılı sonundan itibaren Erdek Körfezinde sanayileşme planlarına karşı Erdek Körfezi Dayanışma Platformunun çalışmalarına katılmış, uzun dönem sözcülüğünü yapmıştır.
    2019 yerel seçimlerinde CHP’den Erdek Belediye Meclis Üyeliği için aday adayı olmuş, daha sonra adaylığını geri çekmiştir.
    Halen Tükder Erdek şubesi başkanıdır.                                

    Dr. Kadir DADAN

    Doğa, Emek, Barış ve Demokrasi için mücadeleye devam

    Sosyal Medyada Ben

    © 2023 Tüm hakları saklıdır. Sayfa içerikleri izinsiz yayınlanamaz. Dr. Kadir DADAN