Want to Partnership with me? Book A Call

Popular Posts

No Posts Found!

Dream Life in Paris

Questions explained agreeable preferred strangers too him her son. Set put shyness offices his females him distant.

Categories

    Edit Template

    Erdek Doğuş Gazetesi

    MAZHAR SEVİM RÖPORTAJI

    Dr. Kadir Dadan’la Erdek Tanıkları: Mazhar Sevim Röportajı
    Giriş
    Erdek’in yaşayan tarihi diyebileceğimiz isimlerin başında bugün 96 yaşında olan Mazhar Sevim gelir. Cumhuriyet öncesi Erdek’e yerleşmiş bir ailenin çocuğu, Erdek’in hem siyasi, hem ekonomik, hem de sosyal yaşamına tanıklık etmiş birisi olarak, onun anlattıklarının Erdek’in geçmişine olduğu kadar geleceğine de ışık tutacağını düşünüyoruz. Asırlık bir çınar ile yaptığımız bu röportajı, Cumhuriyetin 100. yıl armağanı olarak Erdek halkına sunuyoruz.
    Nice yıllara Mazhar Sevim, Nice yüzyıllara Türkiye Cumhuriyeti!
    Dr. Kadir DADAN
    —————————–
    1. Bölüm – Dünden bugüne Erdek; “Erdek Tüyleri Yolunmuş Tavuğa Döndü”
    Kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
    1927 yılında Erdek’te doğdum. Babam Nuri Sevim belediye çavuşuydu. Annem Zehra Sevim müftü Hasan Fevzi Efendinin kızıdır. Her ikisi de Erdek’te doğmuştur. Büyükbabam Çerkezdir. Bir yaşında iken Rus işgali sonrası büyük Çerkez göçü ile 19 aile olarak Kafkasya’dan gelmişler Erdek’e.  O zaman Erdek’te çoğunluk Rum. Ama yerli Türkler de var. Biz mübadil olarak gelmedik, canımızı kurtarmak için geldik. Onun için bizlere devlet tarafından herhangi bir mal mülk verilmemiş. Cumhuriyet sonrası mübadele ile Boşnaklar, Pomaklar, Giritliler geldi. Hepsine buradan giden Rumların yerleri verildi, bize verilmedi. O zamanın belediyesi Kocabaşın meraya yerleştirmişler bizimkileri. Demişler ki, önce Türklere ait yerlerin ağaçlarını kesin, ev yapın kendinize, yetmezse Rumların yerlerine de geçin. Türklerinkini keserken Rumların sesi çıkmıyor. Tabi yetmiyor, Rumların yerlerine geçiyorlar, Rumlar belediyeye gidiyor, başkan diyor ki, bizim yerleri de kestiler, biz oturduk siz de oturun yerinize. Böylece oluşuyor Çerkez mahallesi.
    Dört kardeşiz. Üç oğlan bir kız. En büyük Ali, Kemal, ben ve Nevriz.  Ali ağabeyim küfecilikten sonra bağ bahçe işleri yaptı. Kemal ağabeyim iş bankasına girdi, oradan sonra sunta tahta sanayiden emekli oldu. Eşim Hamamlı köyünden Hafız İbrahim’in kızı Şükran hanım ile 1957’de evlendim. Ortaokul mezunu idi. Hepsi vefat ettiler. İbrahim ve Safiye adında iki çocuğum var. Kızım da geçen yıl vefat etti.
    Cumhuriyetten önce Erdek hakkında bildikleriniz nelerdir?
    Cumhuriyetten önce Erdek’te yerli azınlıklar ekseriyetteymiş. Yunan gelinceye kadar abi kardeş gibi geçiniyorlarmış. Babamlar, 9 kişi olarak Kuvayı milliye teşkilatında Mustafa Kemal  tarafından Kapıdağ’ın korunması ile görevlendirilmişler. İşgal başlayınca devlet halkın elindeki silahları toplamış ama bu dokuz kişinin silahlarına el koymamış. Silahın ruhsatı Mustafa Kemal tarafından verilmiş. Yunan askeri geldiğinde Rum militanlar evleri gösterince Türkleri toplayıp çarşı camisinin içine atmışlar. Babam o sırada evlenmiş ve çifte çınarlarda konaklama yerleri var. 9 kişi orada barınıyorlar. Katıkirman bölgesinde eşkiya sevdalı var. Babamın ekibi, hem yunanla hem eşkiya sevdalı ile mücadele halinde.Yunan Türkleri toplamaya başlayınca bu 9 kişi ve yanlarına yusuf amcam, sami tümer(dayım)ve Erdekli Türklerden bazıları  ile birlikte horoz yolundan gece vakti Kirazlı dereye kaçıyorlar. Orada yiyecek var, su var. Annem Erdek’te kalmış. 15 gün sonra babam annemi görmek için eve geri geliyor. Bu sırada baskın yapıp babamı da Yunanlıların karakol olarak kullandıkları bir eve götürüyorlar. Babam bakıyor askerler sarhoş. Andon ile görüşmek isiyor. Oradan fırsatını bulup kaçıyor. Yunan ile işbirliği yapan bir Türk görüyor, bağırıyor “Nuri kaçıyor” diye. Babam gece karanlığından yararlanıp bir hendeğe atıyor kendini, oradan sürüne sürüne mezarlığa geçip, açılmış boş bir mezara yatıyor. Orada bir rüya görüyor. Rüyada birisi sırtını sıvazlıyor. Ondan sonra uyanınca çıkıp gidiyor arkadaşlarının yanına. Bu dokuz kişinin yanı sıra Erdekli Türklerin de katılımıyla işgal boyunca ormanda kalıyorlar. Erdekli Türk ahaliyi de ormanda saklıyorlar.
    Bandırma ve Erdek’in kurtuluşu sırasında, son kurşun anıtının olduğu tepede 250 askerimiz şehit oluyor. Ama bunları karşılarındaki yunan askerinin kurşunları ile değil, Erdek’teki savaş gemisinden açılan topçu atışı nedeniyle kaybediyoruz. Oysa tepenin kenarından Erdek’e yürüseler hem o kadar zayiat vermeyecekler, hem de burada Yunan askerlerine gemiye binemeden yetişebileceklerdi. Daha sonra o hatayı yapan paşa da idam ediliyor.
    Çerkezler bir süre kendi adetlerini sürdürmüş. Ancak sonra zamanla buraya uyum sağlamışlar. Müslümanlar az olduğundan yerli Türklerle Çerkezler ilk gelişlerinden itibaren kız alıp vermişler. Ben Çerkezce bilmem. Neden? Annem Erdek’in yerlisi Türk, Çerkezce bilmez. Babamın annesi Habibe ninem, üç amcama ve iki halama demiş ki “evde tek kelime Çerkezce konuşmayın, gelin üstüne alınır”. Evde konuşulmayınca, kahvede konuşulmayınca biz de öğrenemedik. Ben de, oğlum İbrahim de kafkas oyununu biliriz, ama konuşmayı bilmeyiz.
    Cumhuriyetin ilk yılları nasılmış Erdek’te?
    Erdek’te mübadele ile yerleşme birkaç yıl sürmüştür. Cumhuriyet ile birlikte buraya bir Kaymakam geliyor. Çerkezleri ve yerli Türkleri topluyor. “Bir aile orada bir aile burada parça parça oturmayın, mübadiller gelmeden önce size sahilden yer verelim” diyor. Muhtar Ramazan amcaya. Çerkezler kabul etmiyor. Neden? O sırada meralar boşalmış, meyvelik çok, hayvanlar başıboş, istediğini toplayıp değerlendirebilir. Gelmiyorlar şehir içine.
    Mübadele başladı, Boşnaklar geldi, Pomaklar geldi, Giritliler geldi. Gelen gelene. Erdek’in bugünün en güzel yerleri, o zamanın kenar mahallesi barakaları olarak Giritlilere verilmiştir. Mübadele sırasında şehrin meydanı Çarşı caminin önüydü. Şehir genişledikçe Giritlilere verilen yerler değer kazanmıştır. Mübadele 1930lara kadar devam etmiştir.
    Mübadele sırasında zeytincilk ve balıkçılığın yanı sıra bağcılık, meyvacılık, ipek böcekçiliği de yaygın olarak yapılırdı. Bugün botanik bahçesi olan yerde borsa kurulurdu. Meyveler çeşit çeşit. Kayısı, erik, kiraz, şeftali, üzüm gemilerle İstanbul’a, zeytin her yere, kozalar Bursa’ya gönderilirdi. İpek böceği tohumlarını, kadınlar göğsüne koyardı ısınıp çatlasın diye. Koza kurutma makineleri vardı. Fehmi Ertek ipek ve Edincikli Hancı Ömer zeytin borsasının yüzde kırkını toplarlardı. Öyle bir bağcılık var dı ki aklını kaçırırsın. Belkıs’ta Bandırmalıların ve Erdek’te Cemil beyin şarap fabrikaları vardı. Bunlar üretime yetişemez Tekirdağ’dan gemi gelir üzüm almaya, çuğraya yanaşır, sahile terazi konur, tartılır, üzümler kayıklarla gemilere taşınırdı.
    Burada korkunç bir balıkçılık vardı. Küçüğü büyüğü her cinsten, bol. 50-60 aile sadece bu işle uğraşır. Kılıç, sardalya, istavrit, sinarit, kolyoz, uskumru, zargana, patos, barbun, karagöz. Bir kısmı tuzlanır, bir kısmı konserve yapılır. Ali Gür, Banker Hasan efendi bu işle ilgilenirdi. O zaman Erdek’te elektrik yok Çuğra’da sahilde lüks lambalar yakılır. Balıkçılar ağ atar ama en fazla beş metreye. Daha fazlası yasak. Beş metrenin altında kalan balıklar, emeklisi, esnafı, kim varsa ona kalır sandalla açılır yakalardın.
    Çocukluk, gençlik yıllarınız nasıl geçti?
    Çocukluğumuz yokluk içerisinde geçti. Zamanında çok bayat ekmek yedik. 1947’de askere gittim 1950’de terhis oldum. Heybeliada’da. Fahri Korutürk’ün posta eriydim. Daha sonra reisicumhur oldu, o zaman bizin birliğin kurmay başkanı idi. Askerlik sonrası Erdek’e döndüm. Asıl mesleğimiz küfecilikti, rahmetli Ali ağabeyim ile yapıyorduk. Kapıdağın kestane ağaçlarından kütükleri ince şerit şeklinde sıyırarak küfe örerdik. Ancak pek kazançlı bir iş değil tabii. Bizim yaptığımız 50 kiloluk, 100 kiloluk küfeler, eşeklere, beygirlere sarılıyordu. Kasalar çıkınca bizim iş geriledi. Gerileyince ben dayımın  fırınına girdim. Ağabeyim karşı çıktı, ben de bu iş ikimizi beslemez, bırak ben kendimi kurtarayım, sana da daha fazla kalsın dedim. Sonunda iyi ki girmişim 13 sene fırıncılık yaptım. Çarşı caminin orada. Ben fırına girdiğimde 990 gram ekmek 30 kuruştu. Şimdi ki ekmeklerin dört misli büyüklükteydi. Fırndan sonra ticarete atıldım. Balıkesir yem bayiliğini aldım. Büyükbaş hayvan damı yaptım, tavukhane yaptım. Bu arada da Burhan Soydan’dan veresiye salamura zeytin alıyor, Anadolu’ya götürüp satıyordum. Adana, Ankara, Sivas ve Ordu. Kamyonun ve şoförün parasını da Burhan beyden alıyordum. Zeytini satınca ödemeyi yapıyordum. Daha sonra Sabri beyin merasında 3-4 sene ortakçılık yaptım. Bu arada Burhan beyin kahyası vefat etti. Öyle olunca Burhan beyin meraya ben girdim. 18 yıl merayı idare ettim. 1970-90 yılları arasında. Sonrasında emekli ettim kendimi.
    Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana Erdek’te ne kaldı?
    Şimdi balıkçılık desen denizde ne varsa  alıyorlar. Emekliye esnafa çiftçiye bir şey kalmıyor. Türkiye’nin genel durumu da bu, birileri geliyor bütün geliri alıyor, emeklisi, esnafı, dul ve yetimi aç kalıyor. Buna izin veren hiç mi düşünmüyor bunları.
    Zeytin bitti. Biz iki ay zeytin toplardık. Kar yağar hala toplardık. Şimdi 15 günde bitiyor hasat. Artık eski verim yok. Makineler çıktı, yevmiyenin yerini aldı. Halkın oradan da geliri kalmadı. En güzel bağ, bahçe yerleri imar geçip turizm için, yazlıklar için elden çıktı.
    Şimdi bak Erdek’te neler gitti? Üzümcülük gitti, ipek böcekçiliği gitti, meyvecilik gitti, hayvancılık gitti, balıkçılık gitti. Ne kaldı? Zeytin. Onun da yarısı gitti. Erdek neye benziyor biliyor musun? Sersem sersem ortalıkta gezinen tüyleri yolunmuş bir tavuğa!
    ———————–
    1. Bölüm – Atatürk’ten günümüze Erdek’te Siyaset; Emeğin, çalışmanın karşılığı yok!
    Atatürk’ün Erdek’e gelişini hatırlıyor musunuz?
    Her sene donanmanın bir parçası, çoğunlukla Yavuz gemisi Erdek’e gelirdi. Lisenin karşısına demirlerdi. Atatürk Savarona gemisiyle geldi, o da aynı yere demirledi. Tabii herkes bindi sandala etrafını sardı geminin. Deniz görünmüyor sandaldan. Atatürk güverteye çıktı. Halkı selamladı iki üç dakika. Zaten rahatsızdı. Karaya çıkmadı. Bir iki akşam kaldı.
    Erdek’te çok partili dönemin başlangıcında siyasi yaşam nasıldı?
    Demokrat Parti 1946 da kuruldu. Ancak ülke çapında her yerde kurulmadığı için ilk seçimde başarılı olamadı. 1950 de iktidara geldi. O zaman seçim sistemi 39 ben alıyorum, 40 sen alıyorsun, hepsini sen götürüyorsun. Demokrat Partide bir numaralı sorumlu günahıyla sevabıyla Cumhurreisi Celal Bayar’dı. Ancak ona dokunamadıkları için Adnan Menderes’i sorumlu tuttular. Hataları yok mu, elbette var. Zaman zaman gerilimler oluyordu. İsmet İnönü, Demokrat Parti’deki asker kökenli arkadaşları aracılığıyla Adnan Menderesi uyarıyordu. Son zamanlarda gidişatı beğenmeyen Menderes iki sefer istifaya kalktı, Bayar kabul etmedi, ben bu saçları boşuna ağartmadım diye, aslında o da Menderes’ten memnun değildi. Mecliste 16 kişilik bir tahkikat komisyonu kuruldu. Vazifesi şu; Biz burada zeytinden yağdan söz ediyoruz. Demokrat partili birisi geçiyor. Bunlar hükümet aleyhinde konuşuyor diyor. Alıp götüryorlar kelepçeyle, doğru Ankara’ya tahkikat komisyonunun karşısına. Savcıda onlar, hakim de onlar. İsmet Paşa bu tahkikat komisyonu mecliste kabul edildiği vakit, mecliste şöyle bir konuşma yaptı: “Sizin bu gidişatınız, iyi değil. Hem ülkeye hem de kendinize yazık ediyorsunuz.” Menderes, “Sen hala kendini paşa mı zannediyorsun, ordular emrinde mi  zannediyorsun?” diye karşılık veriyordu. Bunun üzerine İsmet Paşa “Sizi ben de kurtaramıyacağım” demişti.
    Tek parti zamanında CHP Erdek’te siyasi kişilik olarak Fehmi Ertek vardı. Burhan Ener’in babası İsmail Ener, Haydar Kantur belediye meclis üyeleriydi. 1954 seçimlerinden sonra partiden kaçan kaçana. 1950 seçimlerini kaybettik. 76 tane milletvekili vardı. Ekseriyet Demokrat Partide. istediği kanunu çıkarıyor. 1954 seçimlerinde 32-33 e düştü. Menderes tutulmaz bir hale geldi. ben bu millete ne yaparsam bana oy veriyor diye. Ama öte yandan her yerde kuyruklar başladı. O dönemin vurguncuları ortaya çıktı. O zaman fırıncıyım. Ekmeğe zam yapmıyoruz, gramdan düşüyoruz. hükümet öyle istiyor. Ama bir müddet sonra  patladı bu iş tabii.
    Erdek’te Demokrat Partiyi Memduh Aslan kurdu. Tabii o zaman tek parti döneminden kalma bir çekince var. İş geri döner, bize bir şey yaparlar mı diye. Korku var. Memduh Aslan cesur bir arkadaştı. Umursamazdı bu işleri. Tabii yalnız değil Arif Kalıpsızoğlu, Giritli Kastinaki Hüseyin Efendi var yanında. Ali Sarı sonradan girdi. İlk Demokrat Partili belediye başkanı Baki beydi. Ondan sonra Ali Sarı geldi. Daha sonra Ali Sarı il genel meclisine gitti. Memduh Aslan belediye başkanı oldu. Daha sonra Ali Sarı geldi tekrar 1982 ye kadar o yaptı.
    Bu dönemde CHP’ye ilçe başkanı bulamıyorduk. Burhan Soydan 1952’de İstanbul’dan gelir gelmez aldı, ihtilale kadar götürdü. Burhan Soydan’ın hakkı ödenmez, hem maddi olarak, hem her yöden. Her zaman gençlere devretmeye hazırdı, ama çıkmadı kimse.
    Şimdi Erdek’te şöyle bir durum var. Giritliler nüfusça fazla ve %90 ı demokrat partili. Çerkezler var, onbeş hane dışında kalanı demokrat partili. Giritliler arasında sözü geçen insanlar vardı ve bunlar kendi aralarında Giritçe demokrat parti lehine propaganda yaparlardı. “Halk partisine oy vermeyin, mallarımızı geri alacak, bizi geri gönderecek” diye. Bu taktiği kullanıyorlardı. Giritliler kendi aralarında Giritçe konuşmaya devam ettiler, hala devam edenler var. Bu da onların siyasi olarak birlikte hareket etmesini sağlayabiliyordu. Bir zamanlar kız da alıp vermezlerdi, 1980 lere kadar.
    1950 seçimlerinden sonra genel kurula gittik Ankara’ya salonda herkes toplandı. İnönü yerini aldı. Bir genç girdi elinde çantayla, izin istedi konuşmak için. Kürsüye çıktı. “Benim adım Kasım Gülek, yedi dil biliyorum, Adanalıyım, genel sekreterliğe talibim.” dedi. Kazandı, İnönü’den sonra ikinci adam oldu partide. Çok çalıştı, ancak bir yerde hata yaptı. Avrupa Konseyi temsili için iki iktidardan bir muhalefetten temsilci alınıyor. Her seferinde Kasım Gülek gidiyor. Bir kez başka bir isim çağrılınca Gülek mektup yazıyor Konsey başkanına, o dil bilmez beni alın diye. Ancak mektubu İnönü’den saklıyor. İnönü’nün haberi olunca istifa etmek zorunda kalıyor.
    Demokrat parti gidişat kötü olunca 1958 deki seçimi 1957 ye aldı. Bu sefer CHP 176 milletvekili kazandı. Celal Bayar, açıyor Balıkesir Valisine telefon, “Vali,  aklını başına al, biz kaybedersek sen de kaybedersin!” Yani CHP 43’ten 176 ya çıktıysa Kasım Gülek sayesindedir. Ayağına çarık giyer, köyleri öyle gezerdi. Erdek’e gelir, çokça kalırdı. Yanında gazetecileri getirirdi. Bırak Erdek’i, Kapıdağın köylerini gezerdi. Burhan bey karşılardı onu. Harabeleri gezerdi, oturur köy kahvesine çay içer, halkı dinlerdi.
    1960 İhtilali nasıl geçti Erdek’te?
    İhtilal oldu, bir yarbay geldi Kaymakamlığa oturdu. Burhan beyi çağırmış CHP ilçe başkanı olduğu için olsa gerek. Burhan bey, beni ve eniştesi Ömer beyi de aldı, gittik. Kaymakam dedi ki: “Burhan bey, buraya geldim ve kısa sürede sizin sözüne güvenilir bir insan olduğunuz duydum. Tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını yiyen birileri varsa sizden isimlerini rica ediyorum.” Burhan bey “ben daha çok merada kalıyorum, Mazhar Sevim halk çocuğu, şehirn içinde” diyerek topu attı bana. Ben de dedim ki “Yarbayım siz geçici bir hükümetsiniz. Ben burada isim versem bunlar yapmış olsa da olmasa da töhmet altında kalacaklar, ben bu şekilde sizlere isim veremem. Bu benim insani yapıma ters gelir” dedim. Kaymakam “Alalh Allah, pes vallahi” dedi. Yok muydu yetim hakkı yiyen? Dolu, ama vermedik bir isim, nitekim kısa süre sonra da gitti askeri idare, başkaları geldi.
    CHP 60 yıl sonra Belediyeyi nasıl kazandı peki?
    2009 da Sakine Kılıç diye emekli bir hakim aday oldu CHP’den belediye başkanlığı için. O sırada Ak Partiden Belediye Başkanı olan Hüseyin Sarı’nın partisi ile arası bozuldu. Gitti Ankara’ya ne yaptı, yaptı, CHP’nin Belediye Başkan adayı oldu. Oooo kıyamet koptu, istifalar, bağırmalar, çağırmalar. Bir gün, iki gün. İlçe başkanı Ramazan hocaya dedim ki; istifa etmeyin, pasif kalalım, sonunu bekleyelim.  Bu fikir bunları tatmin etmeyince Burhan Beye götüreyim dedim sizleri, gittik. Ben daha önceki dediklerimi usulünce tekrar ettim. Sakine hanım, “benim bir gururum var, yıllarca hakimlik yapmışım bu muameleyi kabul edemem” dedi. Ben de sordum “Sakine hanım siz kaç yıldır bu partidesiniz, emeklilikten sonra geldiniz, ben 70 yıldır buradayım, benim bir gururum yok mu, ben katlanıyorum bu duruma?”. “Siz katlanabilirsiniz, ben katlanmıyorum” dedi, istifa ettiler. Ramazan hoca ile biz kaldık.
    Sonra Hüseyin Sarı kolları sıvadı, girişti işe. Mitingler yapıyor, nasıl kalabalık anlatılmaz. Baktım belden aşağı vuruyor.  Uyardım onu. Dinlemedi, seçimi kaybetti. İlk seçimi kaybettikten sonra, Hüseyin Sarı ile birlikte bir çok kişi de geldi partiye. Ben bunu daha önceki yönetime söylemiştim. Giden de olacak, gelen de diye. Nitekim gidenlerden fazla gelenler oldu ve ilçe başkanı oldu Hüseyin Sarı.
    Bir sonraki seçimde yeniden aday. Partide kendisine dedim ki “Eğer aynı şekilde belden aşağı vuracaksan hiç girme bu seçime. Seni severim, atılgansın, ama konuşma tarzını değiştir”. Baktım bu sefer düzgün konuşuyor. Aldı seçimi. Kaybedişi hep dilinden, kooperatif seçimlerinde de aynısı oldu. Refi’nin hanımını yönetime alıyor. Yahu Refi’nin hanımı zeytini ancak tabakta görmüştür, zeytinden anlayan, ziraatten anlayan bir adam koysana.
    Tabii şunu da söylemek lazım, Hüseyin Sarı gelene kadar CHP bir seçim kazanmış değildi, bu da bir gerçek yani. Güçlü bir aday çıkaramadık bir türlü. Onu koyduk olmadı, bunu koyduk olmadı. Para da yoktu, hep Burhan bey destekledi.
    Bizim partide emeğin çalışmanın karşılığı yok. 70 senedir CHP adına çalıştım, ne kendim için, ne de çocuklarımın menfaati için bir şey istedim. Son kooperatif seçimlerinde istedim oğlum yönetime girsin. Daha önce de oradaydı zaten. Seçilir, seçilmez o ayrı konu. Ancak bu CHP yönetimi senelerce bize küfür eden, hakeret eden adamı destekledi. Ben bu partide ilçe yöneticiliği yaptım, belediye meclis üyeliği yaptım, genel kurul delegeliği yaptım. Şimdi soruyorum, ben bunu hak edecek ne yaptım? Hasta olsan aramazlar, cenazen olur aramazlar, kaza geçiriyorsun aramazlar. Bir umursamazlık var partide.
    ——————————-
    1. Bölüm: Başlangıçtan bugüne Erdek Turizmi; Kazanmaya Çalışan da, Baltalayan da Erdeklilerdir
    Turizm öncesinde Erdek’te sosyal yaşam nasıldı?
    Turizmden önce Kiraz Bayramı(Seyranı) vardı. Çuğra’da. Maşatlıktan, Burhan Beyin meraya kadar her yer meyvelik. Yılda bir gün olurdu. O gün bütün Erdek Çuğra’da olurdu. Erdek’in canı Çuğra’dadır. Kum, deniz, hava, yeşillik. Deniz sığ, çoğu insan yüzme bilmiyor, denize girmek için uygun. Salıncaklar kurulur, sofralar yayılır, yenilir, içilir. Örnek ben nişanlıyım, benim ailem, kızın ailesi hep beraber ailecek oturulur. Gücü yeten kuzu çevirir. Olmayan hamur işi yapar. Sadece Erdek’ten değil, Gönen’den, Balıkesir’den, Susurluk’tan gelinirdi. Tam bir bayram havası.
    Hıdrellez kutlanırdı. Sanayi bölgesinin orada olurdu. Yine aynı bahçelere çıkılır, gezilir, eğlenilirdi. Kiraz bayramı kadar yeme içme olmazdı.
    Erdek’te ilk turizm nasıl başladı, nasıl gelişti?
    Bak şimdi; Maşatlık dediğimiz bir yer var. Mehmet Öztoprak Pansiyonunun orada. Orası akasyalık ağaçlıktı. Buraya bir gençlik grubu geldi. Çadır kurdular. Çok güzel bir program yapmışlar. Bandoları bile var. Seyitgazi tepesine bayrak direği o bando ile çekildi. 1952-53 yılları olmalı. Erdek’te daha elektrik yok. Ben fırıncılık yapıyorum, makine yok elle yoğuruyoruz hamuru. Çamaşırlar palata çeşmesinde yıkanırdı. Ütüler kömürlü. Ateşi yakacan, koru alıp ütünün içine koyacan, ısınmasını bekleyeceksin, bugünkü gibi fişi tak iş tamam yok o zaman. Peşi sıra gelişler başladı, artistler falan.
    Turizm başlayınca, bahçe sahipleri kamp yeri yapmaya başladılar bahçeleri. Öyle olunca Kiraz seyranı da sona erdi. Önce kampçılık, sonra ev pansiyonculuğu, sonra oteller. Turizm cemiyeti kuruldu. Zeki Yavuz vardı başında. Erdek damadı olurdu, Astsubay emeklisi. Sadece o değil, bir ekip vardı yönetim kurulu ile birlikte. Onlar işi götürdü.
    Turizm Cemiyeti ilk kurulduğunda Kyzikosu gezdiriyordu. Ancak orayı bilen birilerinin rehberlik etmesi lazım. Gereği gibi değerlendirilemedi.  Bir türlü kazılamadı ama Erdek’te bir çok kişi birden zengin olmuştur, oduncusundan, kömür hamalına.
    İlk otel Gül Plaj. O zaman etrafı zeytinlik, meyvalık. Erdek ‘te turizm temelde yerli turizm, sezon kısa. 45 gün taş çatlasa 50 gün. Hep böyleydi. üç gün beş gün kalan da vardı, daha uzun kalan da, günü birlik gelen de. Gül Plaj ilk açıldığında yabancı turistler de geldi. Buradan Girite gidenler geldi bir ara. Almanlar, Yugoslavlar. İlgi ve ihtimam olmayınca zamanla kayboldular. Onları cezbeden bir şey kalmadı.
    Turizm gelişiminde hatalar neydi?
    Kayırmacılık o zaman da vardı. İnşaat ruhsatı adamına göre veriliyordu. Örnek Burhan Soydan’ın yarım kalan oteli. Bu otel hizmete girseydi, Erdek dünya çapında tanınır olurdu. Sekiz ayrı mekanda yerleşimi vardı. Otel bölgesi, pansiyon bölgesi, tek katlı müstakil ağaç evler, tepede sosyal tesis. Otel kışında kalınabilecek şekilde yapılacaktı. Yerli turist, yabancı turist ayrı ayrı. Makineler getirdi, tepeyi düzledi, ortada havuz, doğu ve batı tarafında gazinolar olacaktı. Sabahsa, sabah grubunu, akşamsa akşam grubunu seyredebileceksin. Ama ne hikmetse Ali Sarı ile takıştı. Aslında Memduh Aslanın döneminde inşaat ruhsatı alınmıştı. Ancak kumsalla ilgili bir anlaşmazlık var. Fatin beyin arsa payına ilişkin izalei şuyu davası vardı. Karar gecikince ruhsat süresi doldu. O sırada Belediye başkanı değişti. Ali Sarı geldi. Mühürledi inşaatı. İş uzayınca inşaatlar çürüdü. Bir süre sonra vazgeçti Burhan Bey. Gidin hala temelleri duruyor. Yani particilik girdi işin içine, ama cezayı Erdek yedi.
    Erdek turizmini bozan bir iş de Romanların plaja hakim olmasıdır. İlk Romanlar mübadil olarak gelmiştir. Toplasan beş-on aile. Bunlar ilk andan itibaren halka karışmış, Erdek’in örf ve adetini benimsemiştir. Huzuru bozanlar Kemalpaşa’dan, Çan’dan ve diğer yakın ilçelerden sonradan gelip yerleşenlerdir. Burada geçmiş belediyelerin de hataları oldu. Edincik’e git bir tane Roman bulamazsın, barındırmaz. Başak toplamak için zeytinliğine bile sokmaz. Burada ben yakalayayım hırsızlığını, bir tokat çekeyim, Erdekli onun lehine şahitliğe gelir.
    İlk andan bu yana gelen turistlerde bir değişim var mı?
    İlk zamanlarda Erdek’e gelen yerli turistler medeni insanlardı. Çoğu memur, hali vakti yerinde. Sokakta şort bile giymezlerdi. Plaja gider, orada soyunur, orada giyinirdi. Erdeklilere de çok saygılı, ağbi kardeş gibi davranılırdı. Biz Ankara’ya gideriz, bizi evlerinde ağırlamak isterlerdi.
    İti kopuğu yok muydu? Vardı elbette ama biz onları barındırmadık. Bir gün kumsalda üstünü değiştiren bir aileyi dikizleyenleri yakaladık, bir temiz dövdük. Öyle yerleştirdik turizmi Erdek’te, güven sağladık. Bırakırsan rahatsız olur gelen, bir daha gelmez.
    Karacabey’den başka yerlerden gelip, turizm işletmeciliği yapmak isteyenler oldu. Ancak bunlar çiftçilikten gelen insanlar, yapamadılar bu işi.
    Kapıdağ her zaman turistlerin ilgisini çekiyordu. Ancak gereği gibi kullanamadık. Neden? Bırak tesisi yol yoktu köylere gidecek, ormana girecek. Hala yok. Nasıl gezdireceksin? Karşıyaka buraya bağlı. Adamın biri mahkemeye gidecek, motorla Bandırma’ya gider, dolmuşa biner öğle gelirdi Erdek’e.
    Günübirlikçiler her zaman vardı ve eskiden daha da vasıfsızdı. Plajda gazino işletirken Cumartesi ailelere ilan ederdim, “Pazar günü gelmeyin” diye. Bütün köyler burada, taşkınlık yaparlar. Adam dövmekten bıktık.
    Turizmin eğlence boyutu nasıldı?
    Sanatçılar öncelikle burada kalmak için  geliyorlardı. Kendi dinlencesi için. Kalacak yerlerini kendileri ayarlıyorlardı. Kaldıkları sırada  fırsat oldukça programlara çıkıyorlardı.
    Sahil gazinoları toprak zemin üzerindeydi. Daha sonra beton oldu. Önceleri Erdekliler işletiyordu. Sonra bir İstanbullu geldi. Topladı hepsini. Çayı yaptı 1 lira iken 2 lira. Millete zor geldi. Başladılar gerideki kahvelerde toplanmaya.
    Yani biz turizmi hem kazanmaya çalıştık, hem de baltalamaya. Ne yaptıysak, kendi kendimize yaptık. Pansiyoncular vardı, birbirini tutardı. Benimki dolu, şurada boş var. Otobüs geliyor Ankara’dan. Hemen pansiyonlar ayarlanıyor, iner inmez. Turizm cemiyeti yapardı bu işi.
    Ben onbeş yıl gazino işlettim Burhan Beyin merada. Hala duruyor. Buradan iskeleden motorlar kalkar, denizden getirirlerdi bizim plaja. Yol yok o zaman, araç yok doğru dürüst. Ama hizmet iyi olunca, bir daha geliyorsun. Yetmiyor anlatıyorsun başka birine “Biz Erdek’e gittik, şöyle güzel, böyle iyi”, o da geliyor. Erdek’in tanıtımını hizmet alan halk yapardı. İşletmelerin, belediyenin bir tanıtım çalışması yoktu.
    Gazinolar ayrı ayrıydı. Çay içip kafa dinlenecekler ayrı, müzikli eğlenceli olanlar ayrı. Kaymakamlığın yanında Piknik gazinosu vardı. Ben işletiyordum. Bir sene caz koydum gençlerden. Tutulmadı. Hatta tepki aldım Erdek halkından. Seneye koymadım. Karşı gazino koydu bu sefer. Baktım herkes orada, başta bana geçen yıl tepki verenler. Meğer onlar da Çerkezmiş, benim gazinoya geçtiler sonra. Ama alet edevat yerinde, piyano var. Bir gece bir kadın gelmiş, biraz da sarhoş. Sahibini sormuş gazinonun, beni göstermişler. Bana dedi ki “müsaade edermisiniz bir şarkı söyleyeyim”. Dedim buyrun, bir ses ki, o kadar olur. Yıkılıyor ortalık. O da artık her akşam gazinoda. Bira bir bahçede 1,5 lira, başka bir bahçe de 2 lira, ben de 5 lira. Eğlencesine göre. Beş yıl işlettim orasını, sonra Çuğraya döndüm.
    Neden bıraktınız işletmeciliği?
    Çuğra’ya döndükten sonra Erdek’e Ahmet Karakullukçu adında bir müftü geldi. Genç, Avrupa’da tahsil yapmış. Ben de beş vakit namazımdayım her zaman. Tanıştık, sohbetler ettik. Bana “Mazhar ağbi, sana bakınca bir eksiklik görüyorum, ama çözemiyorum” derdi. Sezon gelince, ben gazinoyla ilgileniyorum tabii. Fark etmiş gelmediğimi, sormuş “Mazhar ağbi nerede, niye gelmiyor?” diye. Demişler “o gazino işletiyor”.  “İçkili mi?” “içkili”. Ertesi akşam buluştuk. “Çözdüm ben seni, içkili gazino işletiyormuşsun” dedi, ben de “ama ben kullanmıyorum” dedim. “Ha içtin, ha içirdin, benim tavsiyem o işi bırak” deyince o gün bıraktım işletmeyi. Çünkü ben de bir müftü kızının oğluyum.
    ————————-
    Bölüm 4: Erdek’te Zeytincilik; Kooperatif Her Devirde Erdeklinin Can Simididir
    Zeytin ile nasıl tanıştınız?
    Kendi mallarımız vardı. 200 ağaç zeytin babamdan kaldı. 150 ağaç ben diktim. 120 ağaç hanımın vardı. Onlara bakar, onları toplardık. 1970’e kadar fırıncılık da yapıyordum. Daha sonra ticarete atıldım.
    Zeytine nasıl bir bakım gerekir?
    Zeytin ağacına çok özel bir bakım gerekir. Mart’ta ilk bakımını yaparsın. Toprağı süreceksin, budamasını yapacaksın. Mahsul kendini gösterdiğinde mücadelesi başlar, zararlısına göre zehir atacaksın. Ziraat mühendisi ile görüşürüz, ne var üzerinde, ne ilaç gerekir söyler, ona göre atarsın. Ben kendimi bildim bileli bu böyle, güve, sinek, mantar ilacı hep vardı. Adamlar tutulurdu ziraat tarafından. Sırt pompaları ile dizilirler, başlarlar ilaçlamaya. Sonra sonra makineler çıktı.
    Yağmur yağar sabah adam makinasını almış, su doldurmaya gidiyor ilaç atmak için. Su varsa, güneş varsa, sinek kendini ekleme yapar. Adamın bahçesinde zeytini varsa kaçırmayacak zamanı. Yani zeytin sineği ile mücadele edeceksen daima hazır olacaksın. Kurulu tabanca gibi. Bilhassa sineğin çekirdeğe girme döneminde, kendini ekleme döneminde, zeytinin yağa dönme döneminde. Motorun olacak ve daima su dolu olacak. Havaya, zeytinliğinin durumuna göre o gün kendini uyduracaksın. Hava yarın yağacak diye, ziraat bize haber versin diye, bugün başka iş var diye kahvede beklemeyeceksin.
    Hasat alt toplama ile başlar. Kalitesine göre satacağın, yağlık yapacağın ayırman gerekir. Çürük zeytin bu. Saptan güve vurmuş, çekirdekten sinek vurmuş, onlar dökülür aşağıya ilk önce.
    Bir de ben şu kadar mücadele yaptım yeter diyenler var. Bu büyük hata. Benim Hamdi Özsoy diye bir arkadaşım vardı. Sanayinin karşısında bir zeytinliği vardı. Bir bakalım dedi, gittik. Çok güzel görünüyor, iri iri, ağaçlar yüklü. Ancak  bir baktım, zeytinlerin üzerinde sinek izi lekeler var, yeni vurmuş. Bana dedi ki, “seleleri buradan yapacağım”. Güldüm, bak dedim zeytin güzel ama sonu nasıl olur bilmem, sinek izi var zeytinlerinde buradan zor zeytin alırsın. Dediğim çıktı. Hepsini yağlık sattı.
    Zeytinin zararlısına karşı en etkili ilaç kış. Kış zorlu geçerse, zeytin ağacının bilek kalınlığının altında kalan bölümünde zararlı kalmaz. Dört-beş yıldır kış görmüyoruz. Biz öyle kışlar gördük, kapı açılmazdı dışarı çıkamazdık kardan. Bakkala gitmek için kürekle yol açardık yürüyecek. Nerede o karlar?
    Gübrelemeyi nasıl yapardınız?
    Baklayı buğday atar gibi atarsın, sürersin. Bir müddet sonra çıkar. Diz boyunu geçer, çiçeklenme başlar, o vakit sürersin bıçaklı makine ile kıyarsın, işte gübre o. Herkes yapmaz, ben yapardım ancak iyi bakla bulacaksın. Her bakla ile olmaz. Kara bakla lazım bu iş için. Tohumu daha ucuz olurdu. Yemeklik sakız bakla daha pahalıdır.
    Hayvan gübresi atabilen ne mutlu. Damlarım vardı. 5000-6000 tavuk bakıyorum, 21-22 tane de ineğim vardı. Tavuklar sürekli 60-70 yumurta vermez, 7-8 ay sonra verim düşer. Biz bunu anladık mı, tavukları satarız. Onlardan çıkan gübreyi, damın önünde bekleyen dinlenmiş sığır gübresi ile karıştırırız, onu atarız zeytine. Tek başına tavuk gübresi atarsan ağaca dokunur. Ya birkaç sene bekleterek çürütmen lazım, ya da sığır gübresi ile karıştırman lazım.
    Ot mücadelesi nasıldı?
    Ot ile mücadele için toprağı süreceksin. Eskiden kendi beygirimizle sürüyorduk, sonra makine çıktı, makine ile sürdük. Bahçelerin kazılması çok güzel iş ama nasıl, kime yaptıracaksın? Mümkün değil, hele bundan sonra hiç mümkün değil. 8-10 yıl öncesine kadar, kazmacı bulabilirdin. Biga’nın bir köyü vardı. Kırk kişi getiriyordum. Yanlarına yemek yapacak bir yaşlı ninelerini de getirip yerleştiriyordum. İşleri bitene kadar burada kalıyorlardı. Yemeklerini veriyorduk, içiriyorduk, yatırıyorduk. Şimdi bir kişi bulamazsın. Zeytinliklerin kazdırılması sözü, Burhan beyin sözü. Erdek’te bir kişi dahi yapmaz, bir kişi dahi. Eskiden bağlar vardı, üzüm bağları. Mecbursun yılda iki kez kazmaya. Bir kez diplerini açar öbek yaparsın. Bir sefer de temizlik yaparsın. Şimdi o bağlar olsa, onu da yapamazsın. İşçi yok. İşçi olsa yevmiye yetiştiremezsin. Belki makine ile çapalayabilirsin.
    Küçük arazilerle, büyük arazilerin farkları neler?
    Büyük arazileri kendin işleme imkanın yok. 50 ağaç, 100 ağaç ancak kendisi bakabilir. 300-400 ağacı tek aile toplayamazsın. Tayfa tutmak mecburiyetindesin. Önceden ayarlayacaksın komşunu, bu yıl kimseye söz verme bizdesin diye. Mahsül varsa tabii. Kimi yıl var, kimi yıl yok. Yevmiye usulü ile. Herkes önce kendi zeytinliğini toplar, sonra komşulara geçer. Meraları toplamak için dışarıdan adam getirmen lazım. Dışarıdan gelenler de, her yıl kampanya öncesi sorarlar. “Bu yıl mahsül var mı gelelim mi, kaç kişi gelelim”. Ben de mahsüle göre şu kadar toplayıcı, şu kadar sıyırıcı getirin diye söylerdim. Erdek’te zeytinini bitirenler de yevmiye karşılığı meralarda çalışır. Zeytine başlarken merada beş-on kişi vardır Erdekli, gün gün artar. Zeytinini bitiren gelir, katılır. Ama Erdekli yevmiyecilere güvenip Burhan beyin gibi 40 bin ağaçlık merayı toplayamazsın. Yada 3500 ağaçlık Ocaklar’daki merayı.
    Burhan Beyin merasının bambaşka bir durumu var coğrafyası bakımından. Ovası var, yarı var, tepesi var. Çok zor tarafı da var, kolay tarafı da var. Yer var, adam ayakta duramaz.
    İlk zamanlarda Burhan bey yok, okulda o zaman. Mehmet bey ne yapsın? 100 ağaç ona, 150 ağaç buna Vodina’dan gelen eski adamlarına ortakçıya verdi. Buradan buraya kadar senin, şuradan şuraya kadar senin. Herkes yerini bilir. Mera ortakların elindeydi. Burhan bey tahsilini bitirip geldikten sonra, teker teker onları ortakçılıktan çıkarıp, meranın idaresini tek eline aldı.
    Kooperatif zeytinciliği nasıl etkiledi?
    Kooperatiften önce top sahasının oraya benim 15-20 küfemi ve el terazisi getirirdim. meradan gelen zeytinler tartılır, pazarlık yapılır satılırdı. Sonra zeytin borsası vardı. Meydan kahvesinin orada(bugünkü botanik bahçesi). Tüccarlar gelir, onlara satarsın. Açık artırma ile. Borsanın tellalı vardı. Sen söylersin 50 kuruş diye, o da söyler. Başkası 60 kuruş der, tellal 60 kuruş der. Kimde kalırsa. Borsanın kantarı, katibi vardı. Belediye komisyon alırdı. Edincik’ten Ömer bey, Fehmi Ertek, Banker Hasan Efendi vardı alıcı. Bunların dışında dışarıdan da tüccarlar gelirdi.  Mesela Kemalpaşa’da zeytin zayıf, oradan gelir zeytin alırlardı.
    Kooperatif küçük ortaklarını kayırır. Bütün büyük meralardan kooperatife sınırsız zeytin almazlar. Sınır olur, 5 ton, 10 ton. Daha fazlasını kooperatife dökemezsin. Hâlâ öyledir. Ne yapacaksın? Mağaza denen yerlerde betondan yapılma 5-6 tonluk zeytin sarnıçları vardı. Oralara salamura yapılırdı. Sonra tüccara satarsın. Tabii tonlarca zeytini Erdek’ten kim kaldıracak? Gemlik’ten arabalarla gelirler, pazarlığını yapar, araba ne kadar alırsa 3 ton 5 ton sarar götürürlerdi. Benim 1,5 tonluk iki tane toplam üç tonluk sarnıcım vardı. Herkes zeytin tuzlayıp ticaretini yapamaz. Çoğunluk 50 ağaç, 100 ağaç. Ondan ne kadar para edecek iyi kalite zeytin çıkacak? Bunlar kendi ihtiyacını ayırır, para edeni kooperatife verir, kalanını yağ çıkarır. Ticaretini yapabilecek olan 3 bin, 5 bin ağacı olanlar. Onların mutlaka sarnıçları olur.
    Kooperatif ortaklarından bakma gücü olmayan, ortakçılığa verir. Bakabilen bakar. İster ortak olsun, ister mera olsun. Neden? Çünkü zeytin kıymetli oldu, para eder oldu. Diyeceksin bakım masrafı da çok. Evet çok. Ama alıyorsan, vereceksin de. Vermeden alınmaz. Dibine bakacan, üstüne bakacan allah da verecek, sende toplayacan cebine koyacan. Böyle oturduğun yerde “Ver Allahım” olmaz. Bakacaksın ki toplayacaksın.
    Erdek için kooperatif bir büyük nimet. Kuranların hepsinden Allah razı olsun. Kooperatif olmasaydı, borsada, yol boyunda vurdumduymaz adamların eline kalmıştın. Şimdi elli kilo zeytinin olsa kooperatife döker, layık olan fiyatından paranı alırsın. Ben fırın işlettiğim dönemde çoğunlukla veresiye verirdik, ne zaman kooperatif para dağıtır veresiyeler kapatılırdı. Bazı yıl zeytin olmaz biz yine veresiyeye devam ederdik, ta ki öteki yılın kooperatif para dağıtımına. Kooperatif her devirde Erdeklinin can simididir.
    Uzun yıllar Erdek’in en büyük merasının bakımını yaptınız. Neler yaşadınız?
    Mehmet Beyler zamanından başlayarak büyük meranın 30 yıl kahyalığını yapan Basri Çivici(belediye çavuşu Hüseyin’in biraderiydi) vefat edince Burhan bey bana rica etti bir süre meraya bakmam için. Ancak uzun süreli oldu. 18 yıl çalıştım. En son bırakırken hasat 150 ton zeytin, 5,5 ton zeytinyağına ulaştı. Bu şekilde teslim ettim 40 para borçları yoktu.
    Bu son sene, merayı teslim etmek üzere askerden dönecek Refi Taviloğlunu bekliyoruz.  Burhan bey ve ablası geldiler, Refi’nin askerden önceki işine geri döndüğünü söylediler, işe devam etmemi istediler. Anahtarları çıkardım koydum masaya, benden bu kadar dedim. Ben kendim bıraktım. Kendi işlerim var, tavukhanem var, peynir mandıram var, yem dükkanım var, az çok kendi zeytinliğim var, 800 ağaç Sabri beyin mera var ortak bakıyorum, yaş da altmışı geçti, onlara yetişemiyordum.
    Zeytin kampanyası zamanı yatardım, uyku uyayamazdım. Çünkü Konya(Ocaklar)’dan Biga’dan, Yukarı Yapıcı’dan, Erdek’ten, Manyas’tan altı takım vardı. Mera altı parçaya bölünür, öyle toplanırdı. Bunların kurulması, yerleşmesi, işi gücü, hesabı, işlerin takip edilmesi, sarnıca koyulacak zeytinlerin ayarlanması, tuzlanması, bunların hepsi benim sırtımdaydı. Burhan beyin mera ile hiç ilgisi yoktu. O misafirlerini ağırlar, onları gezdirirdi. Bir gün şu çizmelerimi giyeyim, meraya çıkayım, bu Mazhar ne yapıyor, ne ediyor dememiştir. Ne bana, ne benden evvelkilerine.  Onlar dediler, sen şimdilik bu anahtarları koy cebine, biz bir İstanbul’a gidip gelelim. Gittiler, Refi’yi de alıp geldiler, teslim ettim.
    Bir müddet Refi baktı zeytinlere. Meranın bakımını beceremedi. Aslında okumuş bir insan. Bir çok kez uyardım, tamam abi dedi ama muvaffak olamadı. Daha sonra dedim ki, “Refi’ciğim sen bu işi kıvıramıyorsun, hiç kusura bakma. Yazık edeceksin kendine. Sana bir önerim var. İstanbul’da bir mağaza tut, burada ben zeytini tuzlarım, sana gönderirim, sen orada sat, değerlendir”. Çünkü babası Ömer Taviloğlu, iş adamı, zengin. İyi kötü tanıdıkları ahbabları var. Dedi ki, “Ben buraya alıştım. Hoşuma gidiyor burası”. Bir şey değişmedi. Kızları da ziraat ile ilgilenmedi. Sonuçta sarnıçların olduğu mağaza yerlerini sattı, arsaları sattı. Kanava’da bir arsa vardı, bugün para döksen alamazsın, hepsini sattı. Burhan beyin anlattığına göre bunda babasının onu sıkmayan, üzmeyen, yaşamana bak diyen tavrı da etkili olmuştur. 
    Bütün bunlara rağmen kooperatif başkanı oldu. Mera işini yapamadı ama onun tatlı bir muhabbeti vardı. İnsanı okşar o muhabbetle. Gücü de var, girdi kooperatife oturdu. Önce Erdek’te, sonra Bursa’da Marmarabirlikte. Ama meranın durumu değişmedi. Şimdi orman oldu. Şansları var. Arazinin yanındaki çöplükte cam parçaları var. Muhtelif seneler güneşin sıcaklığı ile kıvılcım olur yangın çıkardı. Ben meraya bakarken bir günde iki sefer yangın söndürmeye gittik. Kahveye gider, kamyonla adam toplar yangını öyle söndürürdük. Bu sene öyle bir yangın çıksa allah muhafaza bir tane zeytin ağacı kalmazdı. Bırak merayı, yola kadar her yer yanardı. Bu meraya zeytin içinde yoğrulmuş, bakımından, budamasından, zeytinin vuruğundan, çürüğünden, sağlamından anlayan bir adam girecek, bu vaziyetin üstüne 2-3 milyar daha para koyacak, ancak merayı mera yapabilir.
    Bana göre Burhan beyin en büyük hatası, burayı turistik tesis yapmaya kalkmasıydı. Turizm yerine çizmeyi giyip at üstünde veyahut cip üstünde merayı gezseydi, mera mera olurdu. Allah insana para yerine akıl versin. Akıl vermeyecekse, parayı hiç vermesin.
    ————————–
    Bölüm 5: Geleceğe Bakış – Birbirinize sıkı sıkıya sarılın ve asla ayrılmayın
    Erdek’in geleceğini nasıl görüyorsunuz?
    Erdek, çok güzel, yaşanacak bir yer, çok şahane bir bölge. Bana göre kıymeti biçilemeyecek derecede. Suyuyla, havasıyla, deniziyle, meyvesiyle, balığıyla, insanların iyi niyetiyle, dışarıdan gelenlere gösterilen sevgisiyle. Cennet gibi bir yerdi, hala öyle ancak bazı eksiklikler var. Sağdan soldan gelen haydutlar nedeniyle biraz huzuru kaçmış durumda. Bahçelerdeki soyguniar, evlerdeki soygunlar, bunlar Erdek halkını rahatsız ediyor. Şimdi bir gün evde oturuyoruz, ben bu odadayım, oğlum yan odada. Bir telefon çaldı mutfakta. Oğlum fırladı baktı iki tane Roman çocuğu. Balkondan atlamışlar içeri. Burası ikinci kat, nasıl çıktılar, nasıl kaçtılar anlamazsın. Komşuya anlattım, o da dedi ki “ah be abicim, bizim gündüz vakti evin demir kapısını söküp götürmeye kalktıklar”. Bugün Erdek’te en büyük huzur kaçıran şey bu hırsızlık. Benim Erdek’in dışında bir bahçem var, içinde küçük bir ev. Bahçe malzemeleri, kazmalar, çapa makinesi, Kafkasya’dan gelenlerden kalma küskü vardı. Su saati dahil, demir aksam olarak ne varsa alıp götürmüşler. Eve gelen elektirik hattını bile sökmüşler. Bunların hepsini, gittik emniyete haber verdik. Bir hırsızı da gören komşu bildirdi, yakaladık Polise götürdük. Polisin dediği şu, “biz bunları yakalayıp Balıkesir’e götürüyoruz. Muayene ediyorlar, kayıt ediyorlar, tekrar gönderiyorlar, bir şey çıkmıyor” dedi. Bizim polisin eline müdahale edilmesin, tekeden süt çıkarır. Ama ne hikmetse hırsıza değil polise “dur” diyorlar, kim diyor, niye diyor bilmiyorum. Polis göreve çıkmaktan gına getirdi. Hayatını riske atarak bunların peşinden koşuyor, ama netice sıfırda kalıyor.
    Bizden sonraki nesiller umarım Erdek’in kıymetini bilir. Biz kulubelerde büyüdük, bak sen nerede büyüyorsun? Allah’ın bir hikmetidir, bunların kıymetini bilin. Erdek’in gençleri bu sorunlara eğilmeleri lazım. Kemalpaşa’dan, Çan’dan, Karacabey’den gelen bir takım Romanlar var. Bunlar Erdek’in rahatını bozuyor. Bundan Erdek’e daha önceden yerleşmiş ve iş, güç tutmuş Romanlar da rahatsız, onlar da şikayetçi. “Başkası yapıyor, fatura bize kesiliyor, işimizden gücümüzden oluyoruz” diyorlar. Yapana ceza uygulamadığında, herkes cezalandırılıyor.
     Komşuluk ilişkileri üzerine düşünceleriniz nedir?
    Şimdi biz nasıl yetiştik? Komşumuz hastalanırsa, koşar yenına gideriz, sorarız “Paran var mı? İhtiyacın var mı?”. Kış olur, yaşlı kadın dışarı çıkamaz. Evde su yok o zaman. Komşular suyunu getiririz, alışverişini yaparız. Eksiği gediği varsa yardım ederiz. Şimdi bu yardımlaşma bittiği gibi, o yardımlaşma yapılacak yerde soygun başladı. Özellikle ihtiyarların evine girip ne varsa götürüyorlar.
    Özellikle biz Çerkesler sınıf da ayırmayız. Yerli olmuş, Roman olmuş, Pomak olmuş, Boşnak olmuş, Giritli olmuş. eğer ihtiyacı varsa koşulur, ne gerekiyorsa yaparız, ederiz. Biz babalarımızdan dedelerimizden böyle gördük. Hasta kadın, yürüyemiyorsa, sırtına alır götürürsün. Şimdi bunlar bitti, soygun devri başladı. Ama nereye kadar gider, nerede biter, Allah bilir.
    Bir büyük olarak Erdek gençliğinden ricam Erdek’e sahip çıksınlar, konu komşularına sahip çıksınlar.Yapabileceği yardımı esirgemesin. Sela verildi mi, gençler eline kazmayı küreği alır,  başta Nihat Gülen, bilhassa Alaattin mahallesi ise mezar kazmaya giderdi. Görevi değil, Allah rızası için.
    Ramazan gelir, toplanırlar. Bir akşam bizim evde, bir gün öteki evde. börekler açılır, yufkalar açılır, hamurlar pişer, birlikte yenilir, içilir. Bende kazan var, sende düğün var. Alırsın, işini görür, yıkar temizler getirirsin. Hayır olur, aşure günü olur, aynı. Dayanışma ama, tatlı, güleryüzlü, iyi niyetli. Mutluluk veren, hayat veren. Şimdi bunları kaybettik. Herkes tek başına hareket ediyor.
    Gençlere nasihatınız nedir?
    Bence Erdek gençleri, bu örf ve aneneleri, küçüklere sevgiyi, büyüklere saygıyı unutmamalı, bunlara da sahip çıkmalı. Bilhassa yardımlaşmayı. Birisine yardım edersen Allah’tan mukafatını buluyorsun. Kahvelerde oturup düşünen bir arkadaş oldu mu, gider yanına “var mı derdin?” diye sorardık. Yok bir şey dese de bilir ihtiyacı var, hemen ceketin cebine bir miktar kor. Ama üç kuruş, ama beş kuruş. Şimdi nerede? Hepsi bitti. Şimdi git bankaya kredi al, krediyi ödeme, eve haciz gelsin.
    Sokağa bakacaksın, bahçene bakacaksın, sade seninkine değil, komşununkine de bakacaksın. Sade onlar için değil, kendi geleceğin, çocuklarının geleceği için bakacaksın. Meyveler olmuş ama bir iki gün daha var tam olgunlaşması için bırakıyorsun, bir gidiyorsun hepsi toplanmış. Kim toplamış Allah bilir. Göz hakkı için bile izin istemen lazım sahibinden. İki tane istersin, dört al derler sana. Bunlar ne izin istiyor, ne de dört tanede kalıyor, hepsini götürüyor. Hırsızlık bu, haram bu.
    Siyaset için ne düşünüyorsunuz?
    Bugün ülke siyasetine baktığında kimin ne yaptığını anlamıyorsun. İktidar bir hava içinde. Muhalefet kendi havası içinde. Hangi muhalefet olursa olsun. Kendi sandalyesi peşinde. Bakın şimdi savaş oluyor, Amerikan savaş gemileri geliyor. Etrafa kımıldamayın yakarım diyor, bize de tehdit, Arabistan’a da tehdit. Kıbrıs çıkarmasında, Amerika Ecevit’i uyardı, “çıkarma yapma, filoyu gönderirim” diye. Ecevit’te dedi ki “ben de etrafından dolanır geçerim”. Nitekim filo gelmedi, Ecevit vurdu geçti. İşte böyle devlet adamları lazım. İktidar da muhalefet de hala havadan sudan konuşuyor. Bir yurtsever olarak beni tatmin etmiyor. Bir Birleşmiş Milletler toplantısı vardı. Bizim bir kurula girmemiz için Araplar bizi desteklemedi. Ben Arapları dost kabul etmiyorum. Amerika’yı hiç kabul etmiyorum. Bunlar Türk düşmanı. Eğer biraz gevşek dursak, hemen bizim yerleri alıverirler kendilerine. Rusları Kafkasya’dan biliyoruz. Biz de bir söz var “Ayıdan post, düşmandan dost olmaz ” diye. Sana düşmanlık etmiş, seni ortadan kaldırmaya çalışmış birisi ile dost olamazsın. Kıbrıs’ta gördük, kim dost, kim düşman. Araplardan bir tek Libya desteklemişti. Hala o destekliyor, gerisi boş.
    Belediyeden memnunum, olanakları ölçüsünde işini yapıyor şimdi. Başkan da bana karşı her zaman saygılı. Olanaklar artarsa, hizmet de artar. Ancak devlet olanak sunuyor mu? Ben kendimi bildim bileli Kaymakamlık iki göz odada hizmet veriyor. Eskiden Jandarma da orada, hapishane de oradaydı. Sonra taşındılar oradan, meydan yaptılar, liman yaptılar. Her gelecek olan başkab Kaymakamlığı da taşıyıp büyük bir bina yaptıracaktı. Ancak bir türlü gelip yapamadılar. Her halde yolda kamyonun tekerleği patlamıştır, ondandır.
    Son söz olarak ne dersiniz?
    Dostluk nedir? Özellikle gençlere söylüyorum. Birbirinizi tutacak, birbirinize yardım edecek, birbirinize sıkı sıkıya sarılacaksınız. Birbirinizden koparsanız zararını her biriniz  görürsünüz, halk da görür. Birlikten kuvvet doğar. Boşuna mı söylenmiş bu söz. Etraftakilere değil, birbirinize bakacaksınız. Ne yapıp edip birlikte hareket etmeyi öğreneceksiniz ve asla birbirinizi bırakmayacaksınız.

    Dr. Kadir DADAN

    Doğa, Emek, Barış ve Demokrasi için mücadeleye devam

    Sosyal Medyada Ben

    © 2023 Tüm hakları saklıdır. Sayfa içerikleri izinsiz yayınlanamaz. Dr. Kadir DADAN