MAZHAR SEVİM RÖPORTAJI
Dr. Kadir Dadan’la Erdek Tanıkları: Mazhar Sevim Röportajı
Giriş
Erdek’in yaşayan tarihi diyebileceğimiz isimlerin başında bugün 96 yaşında olan Mazhar Sevim gelir. Cumhuriyet öncesi Erdek’e yerleşmiş bir ailenin çocuğu, Erdek’in hem siyasi, hem ekonomik, hem de sosyal yaşamına tanıklık etmiş birisi olarak, onun anlattıklarının Erdek’in geçmişine olduğu kadar geleceğine de ışık tutacağını düşünüyoruz. Asırlık bir çınar ile yaptığımız bu röportajı, Cumhuriyetin 100. yıl armağanı olarak Erdek halkına sunuyoruz.
Nice yıllara Mazhar Sevim, Nice yüzyıllara Türkiye Cumhuriyeti!
Dr. Kadir DADAN
—————————–
Bölüm – Dünden bugüne Erdek; “Erdek Tüyleri Yolunmuş Tavuğa Döndü”
Kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
1927 yılında Erdek’te doğdum. Babam Nuri Sevim belediye çavuşuydu. Annem Zehra Sevim müftü Hasan Fevzi Efendinin kızıdır. Her ikisi de Erdek’te doğmuştur. Büyükbabam Çerkezdir. Bir yaşında iken Rus işgali sonrası büyük Çerkez göçü ile 19 aile olarak Kafkasya’dan gelmişler Erdek’e. O zaman Erdek’te çoğunluk Rum. Ama yerli Türkler de var. Biz mübadil olarak gelmedik, canımızı kurtarmak için geldik. Onun için bizlere devlet tarafından herhangi bir mal mülk verilmemiş. Cumhuriyet sonrası mübadele ile Boşnaklar, Pomaklar, Giritliler geldi. Hepsine buradan giden Rumların yerleri verildi, bize verilmedi. O zamanın belediyesi Kocabaşın meraya yerleştirmişler bizimkileri. Demişler ki, önce Türklere ait yerlerin ağaçlarını kesin, ev yapın kendinize, yetmezse Rumların yerlerine de geçin. Türklerinkini keserken Rumların sesi çıkmıyor. Tabi yetmiyor, Rumların yerlerine geçiyorlar, Rumlar belediyeye gidiyor, başkan diyor ki, bizim yerleri de kestiler, biz oturduk siz de oturun yerinize. Böylece oluşuyor Çerkez mahallesi.
Dört kardeşiz. Üç oğlan bir kız. En büyük Ali, Kemal, ben ve Nevriz. Ali ağabeyim küfecilikten sonra bağ bahçe işleri yaptı. Kemal ağabeyim iş bankasına girdi, oradan sonra sunta tahta sanayiden emekli oldu. Eşim Hamamlı köyünden Hafız İbrahim’in kızı Şükran hanım ile 1957’de evlendim. Ortaokul mezunu idi. Hepsi vefat ettiler. İbrahim ve Safiye adında iki çocuğum var. Kızım da geçen yıl vefat etti.
Cumhuriyetten önce Erdek hakkında bildikleriniz nelerdir?
Cumhuriyetten önce Erdek’te yerli azınlıklar ekseriyetteymiş. Yunan gelinceye kadar abi kardeş gibi geçiniyorlarmış. Babamlar, 9 kişi olarak Kuvayı milliye teşkilatında Mustafa Kemal tarafından Kapıdağ’ın korunması ile görevlendirilmişler. İşgal başlayınca devlet halkın elindeki silahları toplamış ama bu dokuz kişinin silahlarına el koymamış. Silahın ruhsatı Mustafa Kemal tarafından verilmiş. Yunan askeri geldiğinde Rum militanlar evleri gösterince Türkleri toplayıp çarşı camisinin içine atmışlar. Babam o sırada evlenmiş ve çifte çınarlarda konaklama yerleri var. 9 kişi orada barınıyorlar. Katıkirman bölgesinde eşkiya sevdalı var. Babamın ekibi, hem yunanla hem eşkiya sevdalı ile mücadele halinde.Yunan Türkleri toplamaya başlayınca bu 9 kişi ve yanlarına yusuf amcam, sami tümer(dayım)ve Erdekli Türklerden bazıları ile birlikte horoz yolundan gece vakti Kirazlı dereye kaçıyorlar. Orada yiyecek var, su var. Annem Erdek’te kalmış. 15 gün sonra babam annemi görmek için eve geri geliyor. Bu sırada baskın yapıp babamı da Yunanlıların karakol olarak kullandıkları bir eve götürüyorlar. Babam bakıyor askerler sarhoş. Andon ile görüşmek isiyor. Oradan fırsatını bulup kaçıyor. Yunan ile işbirliği yapan bir Türk görüyor, bağırıyor “Nuri kaçıyor” diye. Babam gece karanlığından yararlanıp bir hendeğe atıyor kendini, oradan sürüne sürüne mezarlığa geçip, açılmış boş bir mezara yatıyor. Orada bir rüya görüyor. Rüyada birisi sırtını sıvazlıyor. Ondan sonra uyanınca çıkıp gidiyor arkadaşlarının yanına. Bu dokuz kişinin yanı sıra Erdekli Türklerin de katılımıyla işgal boyunca ormanda kalıyorlar. Erdekli Türk ahaliyi de ormanda saklıyorlar.
Bandırma ve Erdek’in kurtuluşu sırasında, son kurşun anıtının olduğu tepede 250 askerimiz şehit oluyor. Ama bunları karşılarındaki yunan askerinin kurşunları ile değil, Erdek’teki savaş gemisinden açılan topçu atışı nedeniyle kaybediyoruz. Oysa tepenin kenarından Erdek’e yürüseler hem o kadar zayiat vermeyecekler, hem de burada Yunan askerlerine gemiye binemeden yetişebileceklerdi. Daha sonra o hatayı yapan paşa da idam ediliyor.
Çerkezler bir süre kendi adetlerini sürdürmüş. Ancak sonra zamanla buraya uyum sağlamışlar. Müslümanlar az olduğundan yerli Türklerle Çerkezler ilk gelişlerinden itibaren kız alıp vermişler. Ben Çerkezce bilmem. Neden? Annem Erdek’in yerlisi Türk, Çerkezce bilmez. Babamın annesi Habibe ninem, üç amcama ve iki halama demiş ki “evde tek kelime Çerkezce konuşmayın, gelin üstüne alınır”. Evde konuşulmayınca, kahvede konuşulmayınca biz de öğrenemedik. Ben de, oğlum İbrahim de kafkas oyununu biliriz, ama konuşmayı bilmeyiz.
Cumhuriyetin ilk yılları nasılmış Erdek’te?
Erdek’te mübadele ile yerleşme birkaç yıl sürmüştür. Cumhuriyet ile birlikte buraya bir Kaymakam geliyor. Çerkezleri ve yerli Türkleri topluyor. “Bir aile orada bir aile burada parça parça oturmayın, mübadiller gelmeden önce size sahilden yer verelim” diyor. Muhtar Ramazan amcaya. Çerkezler kabul etmiyor. Neden? O sırada meralar boşalmış, meyvelik çok, hayvanlar başıboş, istediğini toplayıp değerlendirebilir. Gelmiyorlar şehir içine.
Mübadele başladı, Boşnaklar geldi, Pomaklar geldi, Giritliler geldi. Gelen gelene. Erdek’in bugünün en güzel yerleri, o zamanın kenar mahallesi barakaları olarak Giritlilere verilmiştir. Mübadele sırasında şehrin meydanı Çarşı caminin önüydü. Şehir genişledikçe Giritlilere verilen yerler değer kazanmıştır. Mübadele 1930lara kadar devam etmiştir.
Mübadele sırasında zeytincilk ve balıkçılığın yanı sıra bağcılık, meyvacılık, ipek böcekçiliği de yaygın olarak yapılırdı. Bugün botanik bahçesi olan yerde borsa kurulurdu. Meyveler çeşit çeşit. Kayısı, erik, kiraz, şeftali, üzüm gemilerle İstanbul’a, zeytin her yere, kozalar Bursa’ya gönderilirdi. İpek böceği tohumlarını, kadınlar göğsüne koyardı ısınıp çatlasın diye. Koza kurutma makineleri vardı. Fehmi Ertek ipek ve Edincikli Hancı Ömer zeytin borsasının yüzde kırkını toplarlardı. Öyle bir bağcılık var dı ki aklını kaçırırsın. Belkıs’ta Bandırmalıların ve Erdek’te Cemil beyin şarap fabrikaları vardı. Bunlar üretime yetişemez Tekirdağ’dan gemi gelir üzüm almaya, çuğraya yanaşır, sahile terazi konur, tartılır, üzümler kayıklarla gemilere taşınırdı.
Burada korkunç bir balıkçılık vardı. Küçüğü büyüğü her cinsten, bol. 50-60 aile sadece bu işle uğraşır. Kılıç, sardalya, istavrit, sinarit, kolyoz, uskumru, zargana, patos, barbun, karagöz. Bir kısmı tuzlanır, bir kısmı konserve yapılır. Ali Gür, Banker Hasan efendi bu işle ilgilenirdi. O zaman Erdek’te elektrik yok Çuğra’da sahilde lüks lambalar yakılır. Balıkçılar ağ atar ama en fazla beş metreye. Daha fazlası yasak. Beş metrenin altında kalan balıklar, emeklisi, esnafı, kim varsa ona kalır sandalla açılır yakalardın.
Çocukluk, gençlik yıllarınız nasıl geçti?
Çocukluğumuz yokluk içerisinde geçti. Zamanında çok bayat ekmek yedik. 1947’de askere gittim 1950’de terhis oldum. Heybeliada’da. Fahri Korutürk’ün posta eriydim. Daha sonra reisicumhur oldu, o zaman bizin birliğin kurmay başkanı idi. Askerlik sonrası Erdek’e döndüm. Asıl mesleğimiz küfecilikti, rahmetli Ali ağabeyim ile yapıyorduk. Kapıdağın kestane ağaçlarından kütükleri ince şerit şeklinde sıyırarak küfe örerdik. Ancak pek kazançlı bir iş değil tabii. Bizim yaptığımız 50 kiloluk, 100 kiloluk küfeler, eşeklere, beygirlere sarılıyordu. Kasalar çıkınca bizim iş geriledi. Gerileyince ben dayımın fırınına girdim. Ağabeyim karşı çıktı, ben de bu iş ikimizi beslemez, bırak ben kendimi kurtarayım, sana da daha fazla kalsın dedim. Sonunda iyi ki girmişim 13 sene fırıncılık yaptım. Çarşı caminin orada. Ben fırına girdiğimde 990 gram ekmek 30 kuruştu. Şimdi ki ekmeklerin dört misli büyüklükteydi. Fırndan sonra ticarete atıldım. Balıkesir yem bayiliğini aldım. Büyükbaş hayvan damı yaptım, tavukhane yaptım. Bu arada da Burhan Soydan’dan veresiye salamura zeytin alıyor, Anadolu’ya götürüp satıyordum. Adana, Ankara, Sivas ve Ordu. Kamyonun ve şoförün parasını da Burhan beyden alıyordum. Zeytini satınca ödemeyi yapıyordum. Daha sonra Sabri beyin merasında 3-4 sene ortakçılık yaptım. Bu arada Burhan beyin kahyası vefat etti. Öyle olunca Burhan beyin meraya ben girdim. 18 yıl merayı idare ettim. 1970-90 yılları arasında. Sonrasında emekli ettim kendimi.
Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana Erdek’te ne kaldı?
Şimdi balıkçılık desen denizde ne varsa alıyorlar. Emekliye esnafa çiftçiye bir şey kalmıyor. Türkiye’nin genel durumu da bu, birileri geliyor bütün geliri alıyor, emeklisi, esnafı, dul ve yetimi aç kalıyor. Buna izin veren hiç mi düşünmüyor bunları.
Zeytin bitti. Biz iki ay zeytin toplardık. Kar yağar hala toplardık. Şimdi 15 günde bitiyor hasat. Artık eski verim yok. Makineler çıktı, yevmiyenin yerini aldı. Halkın oradan da geliri kalmadı. En güzel bağ, bahçe yerleri imar geçip turizm için, yazlıklar için elden çıktı.
Şimdi bak Erdek’te neler gitti? Üzümcülük gitti, ipek böcekçiliği gitti, meyvecilik gitti, hayvancılık gitti, balıkçılık gitti. Ne kaldı? Zeytin. Onun da yarısı gitti. Erdek neye benziyor biliyor musun? Sersem sersem ortalıkta gezinen tüyleri yolunmuş bir tavuğa!
———————–
Bölüm – Atatürk’ten günümüze Erdek’te Siyaset; Emeğin, çalışmanın karşılığı yok!
Atatürk’ün Erdek’e gelişini hatırlıyor musunuz?
Her sene donanmanın bir parçası, çoğunlukla Yavuz gemisi Erdek’e gelirdi. Lisenin karşısına demirlerdi. Atatürk Savarona gemisiyle geldi, o da aynı yere demirledi. Tabii herkes bindi sandala etrafını sardı geminin. Deniz görünmüyor sandaldan. Atatürk güverteye çıktı. Halkı selamladı iki üç dakika. Zaten rahatsızdı. Karaya çıkmadı. Bir iki akşam kaldı.
Erdek’te çok partili dönemin başlangıcında siyasi yaşam nasıldı?
Demokrat Parti 1946 da kuruldu. Ancak ülke çapında her yerde kurulmadığı için ilk seçimde başarılı olamadı. 1950 de iktidara geldi. O zaman seçim sistemi 39 ben alıyorum, 40 sen alıyorsun, hepsini sen götürüyorsun. Demokrat Partide bir numaralı sorumlu günahıyla sevabıyla Cumhurreisi Celal Bayar’dı. Ancak ona dokunamadıkları için Adnan Menderes’i sorumlu tuttular. Hataları yok mu, elbette var. Zaman zaman gerilimler oluyordu. İsmet İnönü, Demokrat Parti’deki asker kökenli arkadaşları aracılığıyla Adnan Menderesi uyarıyordu. Son zamanlarda gidişatı beğenmeyen Menderes iki sefer istifaya kalktı, Bayar kabul etmedi, ben bu saçları boşuna ağartmadım diye, aslında o da Menderes’ten memnun değildi. Mecliste 16 kişilik bir tahkikat komisyonu kuruldu. Vazifesi şu; Biz burada zeytinden yağdan söz ediyoruz. Demokrat partili birisi geçiyor. Bunlar hükümet aleyhinde konuşuyor diyor. Alıp götüryorlar kelepçeyle, doğru Ankara’ya tahkikat komisyonunun karşısına. Savcıda onlar, hakim de onlar. İsmet Paşa bu tahkikat komisyonu mecliste kabul edildiği vakit, mecliste şöyle bir konuşma yaptı: “Sizin bu gidişatınız, iyi değil. Hem ülkeye hem de kendinize yazık ediyorsunuz.” Menderes, “Sen hala kendini paşa mı zannediyorsun, ordular emrinde mi zannediyorsun?” diye karşılık veriyordu. Bunun üzerine İsmet Paşa “Sizi ben de kurtaramıyacağım” demişti.
Tek parti zamanında CHP Erdek’te siyasi kişilik olarak Fehmi Ertek vardı. Burhan Ener’in babası İsmail Ener, Haydar Kantur belediye meclis üyeleriydi. 1954 seçimlerinden sonra partiden kaçan kaçana. 1950 seçimlerini kaybettik. 76 tane milletvekili vardı. Ekseriyet Demokrat Partide. istediği kanunu çıkarıyor. 1954 seçimlerinde 32-33 e düştü. Menderes tutulmaz bir hale geldi. ben bu millete ne yaparsam bana oy veriyor diye. Ama öte yandan her yerde kuyruklar başladı. O dönemin vurguncuları ortaya çıktı. O zaman fırıncıyım. Ekmeğe zam yapmıyoruz, gramdan düşüyoruz. hükümet öyle istiyor. Ama bir müddet sonra patladı bu iş tabii.
Erdek’te Demokrat Partiyi Memduh Aslan kurdu. Tabii o zaman tek parti döneminden kalma bir çekince var. İş geri döner, bize bir şey yaparlar mı diye. Korku var. Memduh Aslan cesur bir arkadaştı. Umursamazdı bu işleri. Tabii yalnız değil Arif Kalıpsızoğlu, Giritli Kastinaki Hüseyin Efendi var yanında. Ali Sarı sonradan girdi. İlk Demokrat Partili belediye başkanı Baki beydi. Ondan sonra Ali Sarı geldi. Daha sonra Ali Sarı il genel meclisine gitti. Memduh Aslan belediye başkanı oldu. Daha sonra Ali Sarı geldi tekrar 1982 ye kadar o yaptı.
Bu dönemde CHP’ye ilçe başkanı bulamıyorduk. Burhan Soydan 1952’de İstanbul’dan gelir gelmez aldı, ihtilale kadar götürdü. Burhan Soydan’ın hakkı ödenmez, hem maddi olarak, hem her yöden. Her zaman gençlere devretmeye hazırdı, ama çıkmadı kimse.
Şimdi Erdek’te şöyle bir durum var. Giritliler nüfusça fazla ve %90 ı demokrat partili. Çerkezler var, onbeş hane dışında kalanı demokrat partili. Giritliler arasında sözü geçen insanlar vardı ve bunlar kendi aralarında Giritçe demokrat parti lehine propaganda yaparlardı. “Halk partisine oy vermeyin, mallarımızı geri alacak, bizi geri gönderecek” diye. Bu taktiği kullanıyorlardı. Giritliler kendi aralarında Giritçe konuşmaya devam ettiler, hala devam edenler var. Bu da onların siyasi olarak birlikte hareket etmesini sağlayabiliyordu. Bir zamanlar kız da alıp vermezlerdi, 1980 lere kadar.
1950 seçimlerinden sonra genel kurula gittik Ankara’ya salonda herkes toplandı. İnönü yerini aldı. Bir genç girdi elinde çantayla, izin istedi konuşmak için. Kürsüye çıktı. “Benim adım Kasım Gülek, yedi dil biliyorum, Adanalıyım, genel sekreterliğe talibim.” dedi. Kazandı, İnönü’den sonra ikinci adam oldu partide. Çok çalıştı, ancak bir yerde hata yaptı. Avrupa Konseyi temsili için iki iktidardan bir muhalefetten temsilci alınıyor. Her seferinde Kasım Gülek gidiyor. Bir kez başka bir isim çağrılınca Gülek mektup yazıyor Konsey başkanına, o dil bilmez beni alın diye. Ancak mektubu İnönü’den saklıyor. İnönü’nün haberi olunca istifa etmek zorunda kalıyor.
Demokrat parti gidişat kötü olunca 1958 deki seçimi 1957 ye aldı. Bu sefer CHP 176 milletvekili kazandı. Celal Bayar, açıyor Balıkesir Valisine telefon, “Vali, aklını başına al, biz kaybedersek sen de kaybedersin!” Yani CHP 43’ten 176 ya çıktıysa Kasım Gülek sayesindedir. Ayağına çarık giyer, köyleri öyle gezerdi. Erdek’e gelir, çokça kalırdı. Yanında gazetecileri getirirdi. Bırak Erdek’i, Kapıdağın köylerini gezerdi. Burhan bey karşılardı onu. Harabeleri gezerdi, oturur köy kahvesine çay içer, halkı dinlerdi.
1960 İhtilali nasıl geçti Erdek’te?
İhtilal oldu, bir yarbay geldi Kaymakamlığa oturdu. Burhan beyi çağırmış CHP ilçe başkanı olduğu için olsa gerek. Burhan bey, beni ve eniştesi Ömer beyi de aldı, gittik. Kaymakam dedi ki: “Burhan bey, buraya geldim ve kısa sürede sizin sözüne güvenilir bir insan olduğunuz duydum. Tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını yiyen birileri varsa sizden isimlerini rica ediyorum.” Burhan bey “ben daha çok merada kalıyorum, Mazhar Sevim halk çocuğu, şehirn içinde” diyerek topu attı bana. Ben de dedim ki “Yarbayım siz geçici bir hükümetsiniz. Ben burada isim versem bunlar yapmış olsa da olmasa da töhmet altında kalacaklar, ben bu şekilde sizlere isim veremem. Bu benim insani yapıma ters gelir” dedim. Kaymakam “Alalh Allah, pes vallahi” dedi. Yok muydu yetim hakkı yiyen? Dolu, ama vermedik bir isim, nitekim kısa süre sonra da gitti askeri idare, başkaları geldi.
CHP 60 yıl sonra Belediyeyi nasıl kazandı peki?
2009 da Sakine Kılıç diye emekli bir hakim aday oldu CHP’den belediye başkanlığı için. O sırada Ak Partiden Belediye Başkanı olan Hüseyin Sarı’nın partisi ile arası bozuldu. Gitti Ankara’ya ne yaptı, yaptı, CHP’nin Belediye Başkan adayı oldu. Oooo kıyamet koptu, istifalar, bağırmalar, çağırmalar. Bir gün, iki gün. İlçe başkanı Ramazan hocaya dedim ki; istifa etmeyin, pasif kalalım, sonunu bekleyelim. Bu fikir bunları tatmin etmeyince Burhan Beye götüreyim dedim sizleri, gittik. Ben daha önceki dediklerimi usulünce tekrar ettim. Sakine hanım, “benim bir gururum var, yıllarca hakimlik yapmışım bu muameleyi kabul edemem” dedi. Ben de sordum “Sakine hanım siz kaç yıldır bu partidesiniz, emeklilikten sonra geldiniz, ben 70 yıldır buradayım, benim bir gururum yok mu, ben katlanıyorum bu duruma?”. “Siz katlanabilirsiniz, ben katlanmıyorum” dedi, istifa ettiler. Ramazan hoca ile biz kaldık.
Sonra Hüseyin Sarı kolları sıvadı, girişti işe. Mitingler yapıyor, nasıl kalabalık anlatılmaz. Baktım belden aşağı vuruyor. Uyardım onu. Dinlemedi, seçimi kaybetti. İlk seçimi kaybettikten sonra, Hüseyin Sarı ile birlikte bir çok kişi de geldi partiye. Ben bunu daha önceki yönetime söylemiştim. Giden de olacak, gelen de diye. Nitekim gidenlerden fazla gelenler oldu ve ilçe başkanı oldu Hüseyin Sarı.
Bir sonraki seçimde yeniden aday. Partide kendisine dedim ki “Eğer aynı şekilde belden aşağı vuracaksan hiç girme bu seçime. Seni severim, atılgansın, ama konuşma tarzını değiştir”. Baktım bu sefer düzgün konuşuyor. Aldı seçimi. Kaybedişi hep dilinden, kooperatif seçimlerinde de aynısı oldu. Refi’nin hanımını yönetime alıyor. Yahu Refi’nin hanımı zeytini ancak tabakta görmüştür, zeytinden anlayan, ziraatten anlayan bir adam koysana.
Tabii şunu da söylemek lazım, Hüseyin Sarı gelene kadar CHP bir seçim kazanmış değildi, bu da bir gerçek yani. Güçlü bir aday çıkaramadık bir türlü. Onu koyduk olmadı, bunu koyduk olmadı. Para da yoktu, hep Burhan bey destekledi.
Bizim partide emeğin çalışmanın karşılığı yok. 70 senedir CHP adına çalıştım, ne kendim için, ne de çocuklarımın menfaati için bir şey istedim. Son kooperatif seçimlerinde istedim oğlum yönetime girsin. Daha önce de oradaydı zaten. Seçilir, seçilmez o ayrı konu. Ancak bu CHP yönetimi senelerce bize küfür eden, hakeret eden adamı destekledi. Ben bu partide ilçe yöneticiliği yaptım, belediye meclis üyeliği yaptım, genel kurul delegeliği yaptım. Şimdi soruyorum, ben bunu hak edecek ne yaptım? Hasta olsan aramazlar, cenazen olur aramazlar, kaza geçiriyorsun aramazlar. Bir umursamazlık var partide.
——————————-
Bölüm: Başlangıçtan bugüne Erdek Turizmi; Kazanmaya Çalışan da, Baltalayan da Erdeklilerdir

