Dr. Kadir Dadan’ın öncülüğünde başlatılan Başka Bir Gıda Mümkün Girişimi 2009 yılında ortaya çıkmış, bir çok gıda topluluğunun kurulmasına öncülük etmiştir. Biçim değiştirmekle birlikte bugün hala Ocaklar’da varlığını sürdürmektedir. Çıkış metni aşağıdadır.
BAŞKA BİR GIDA MÜMKÜN GİRİŞİMİ
Yeşil ve Sol Çalışma Grubu olarak başlattığımız yerel, yerli ve doğal buğday tarımı ile ilgili girişimimizi GDO’ya Hayır Platformu içerisinde paylaşmamız sonucu, gelen sorular, öneriler ve katkılar hakkında derli toplu bir bilgilendirme yapmak gereği ortaya çıktı. Bu bilgilendirmeyi hazırlamak beklediğimizden uzun sürdü. Çünkü gelen öneriler ve yürütülen temaslarda ortaya çıkan düşünceler öylesine teşvik ediciydi ki, girişim kapsamında sürekli değişiklikler yapmak zorunda kaldık. Hali hazırda da, sınırları net olarak çizilmiş bir girişimden bahsedemeyiz. Katılan herkesin değişimin bir parçası olduğu bir süreç ile karşı karşıyayız. Adeta bir halk üniversitesinin öğretiminden geçiyoruz. Dileğimiz, bu metne ve sonrasındaki gelişmelere bu çerçevede bakmanız, öneri ve eleştirilerinizi paylaşmaktan çekinmemenizdir. Yeşil ve Sol Çalışma grubu olarak, gelişmeleri sürece katılmak isteyenlerle paylaşmaya devam edeceğiz.
Öncelikle belirtmek gerekiyor ki bu girişimin başkalarıyla paylaşılması, gerek tarım ile ilgili son yirmi beş yıl içerisinde gelişen süreçleri daha iyi kavramak açısından olsun, gerek duyarlı kişi ve gruplar arasındaki bağların zayıflığının farkına varmak açısından olsun, gerekse kırsal alan hakkındaki büyük tabloyu görmek açısından olsun, son derece ufuk açıcı oldu.
Paşalimanı adası, bütün olan bitenin küçük bir örneğini oluşturuyor ve bizler, süreci dönüştürmek açısından bu ölçekte iyi bir başlangıç yapabiliriz diye düşünüyoruz. Ada hakkında http://pasalimaniadasi.com.tr/ sitesinden genel bilgi edinebilirsiniz ya da sıkça yapıldığı gibi Google Earth’den adaya göz atabilirsiniz. Ama ayrıntıları ancak gelip yerinde izleyebilirsiniz. Bunu özellikle bu süreci haber yapmak isteyenlere tavsiye ederim. En azından bir zamanlar tahıl ambarı niteliğinde olan ve şimdi biri yıkık, biri konut halindeki iki yel değirmeninin bulunduğu adanın, üretkenlik anlamında dibe vuran ekonomisinin fotoğrafı çekilmiş olur. Yıkık şaraphanenin büyüklüğü de sizlere geçmiş hakkında bir fikir verebilir.
Şimdi paylaşım sırasında yöneltilen sorulara biraz açıklık getirelim. Ekolojik duyarlılığımızın ötesinde neden böyle bir girişim başlatıyoruz, neden buğday tarımı ve neden Paşalimanı adası?
Bu soruların yanıtı hem oldukça basit; elimizde şimdiye kadar kendi ölçeğinde bir şeyler yapmaya çalışmış insanların bizlerle paylaştığı ve bizim de başkalarıyla paylaşarak çoğaltabileceğimiz yerli buğday tohumu var, bu tohumu değerlendirebileceğimiz uzun zamandır ekilmemiş tarlalara sahip ekolojik açıdan uygun bir alan var ve bizler ekmeğimizi kendi tahıl üretimimizden elde etmek istiyoruz.
Hem de oldukça karışık; politik olarak düşüncemiz bu ve fikrimiz ile zikrimizin bir olduğunu göstermek istiyoruz.
Gerek GDO’ya Hayır Platformu içerisinde olsun, gerekse genel olarak ekoloji hareketi içerisinde olsun, yerel birlikteliklerin önemine işaret ediyoruz ve her yerel grubun kendi önceliklerine ve sorumluluklarına göre hareket etmesinin doğru olduğunu savunuyoruz.
Bu anlamda kırsal alanda yaşayanlar olarak, ekolojik tarım uygulamalarını bizim öncelik ve sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Kentlerde yaşayanlar da doğal olarak tüketici örgütlenmesini öncelik ve sorumlulukları olarak görebilirler. Ve birlikte hareket ederek kendi tercihlerimize dayalı bir üretim ve tüketim birlikteliğini kurabiliriz.
Bu girişim için şu bir aylık süre içerisinde yaşadığım diyaloglar, bana bolca çocukluk anılarımı hatırlattı. Annemin köyündeki evlerini, oradaki kuru günebakan saplarıyla işletilen fırını, fırın etrafında sosyalleşen çocukluğumu, ekmeğin kokusunu, tereyağı sürülüp tuz biber ekilen dilimleri ve daha birçok şey. Bu da benim kişisel “neden”imdir.
Yeşil ve Sol Çalışma Grubu olarak, bu girişim genişlemese de, kendi ölçeğimizde bu tarımı ve ekmek üretimini destekleyecek finansmanı sağlayabilecek güce sahibiz. Ancak bu gücün genel anlamda Türkiye ve dünya tarımı üzerinde tek başına bir anlamı olmadığını görecek kadar da bilinçliyiz.
Önemli olan bu gücü, aynı ekolojik ve sosyal duyarlılığa sahip başka yerel güçlerle birleştirip, ülkenin ve dünyanın geleceği hakkında karar süreçlerine etki edecek bir güce kavuşturmaktır. Bu çerçevede üretici ve tüketicilerin yer alacağı yerel oluşumların bir araya gelerek bir ağ oluşturmasını öneriyoruz. Bu ağ, kimsenin tekelinde olmadığı gibi bizim tekelimizde de olmayacak. Paylaşarak genişleyecek, üreterek çoğalacak bir ağ.
Anadolu’nun toplumsal farklılıklarının da temelinde yatan iklim ve coğrafi farklılıkları, her yerde üretimi yapılabilecek bir buğday çeşidini benimsemediği gibi, her yerde uygulanmak üzere idealize edilmiş politik düşünceleri de benimsemiyor. Bu anlamda her kentsel alan, bölgesindeki kırsal alan ile doğrudan temaslar kurarak bu yerel oluşumları ortaya çıkarabilir ve geliştirebilir diye öngörüyoruz. Bu öngörünün doğal sonucu olarak, onların bize göre kültürel ve sosyal yönden farklı olacaklarını da baştan kabul ediyoruz.
Biz Yeşil ve Sol Çalışma Grubunun işlevini bir örnek oluşturmak ve gerektiğinde “arabanın tekeri yuvarlanana kadar” diğer girişimleri desteklemek ile sınırlı görüyoruz. Bu çerçevede dayanışma ilkemiz çerçevesinde farklı yerleşimlerdeki grup üyelerinin kendi yerel girişimlerini oluşturmalarını teşvik edeceğiz.
Örneğimizde yirmi bin nüfuslu Erdek ilçe merkezi ile beş yüz nüfuslu Paşalimanı adası arasında ekmek üretimi ve tüketimine dayanan yerel düzeyde bir kır-kent birlikteliğinin kurulması planlanıyor. Aynı şekilde, herhangi bir kentsel yerleşim, hemen etrafındaki kır ile ekmek çerçevesinde bir birlikteliği başlatabilir düşüncesindeyiz.
Şu anda Erdek’te ekmek üretimi tamamen kapitalistlerin elinde ve endüstriyel bir biçimde gerçekleştiriliyor. Kişi başına günlük 250 gram ve 50 kuruş üzerinden hesaplandığında Erdek çapında günlük 5 ton ve 10 bin TL, yıllık 1825 ton ve 3 milyon 650 bin TL’lik bir tüketim hacminin, olabildiğince ekolojik ve demokratik üretim süreçleri ile karşılanmasını hedefliyoruz.
Tabii ki işin sağlıklı beslenme boyutu da var ki, ekmek tüketiminin miktarının azaltılmasını ve niteliğinin artırılmasını içeriyor. Bu şekilde dört kişilik bir aile için tüketimin yıllık 365 kilodan, 200 kiloya düşürülmesini öngörüyoruz.
Bu girişimin bir hobi faaliyetinin ötesine geçebilmesi için, katılanların maliyet açısından en azından önceki süreçten daha fazla bir yük ile karşı karşıya kalmamaları gerekiyor. Bu nedenle 100 aile için yaklaşık 75 bin TL’lik bir tüketim hacmini, ekolojik ve demokratik üretimle karşılayacak bir örgütlenme gerçekleştirmemiz gerekiyor.
Bu para, şu anda market sahiplerinden petrol şirketlerine, un fabrikatörlerinden elektrik şirketlerine, toprak ağasından tohum, ilaç ve gübre şirketlerine, sermayedarların ceplerine giderken, çok azı üreticinin eline geçiyor. Amacımız, bu paranın olabildiğince çiftçinin, köylünün, kadınların, kooperatifin elinde ve Paşalimanı adasında kalması, gelirin daha adil dağılımı.
Öte yandan büyük tarlalarda, yoğun ilaç ve gübre kullanarak, tamamen mekanize biçimde buğday üretimine dayanan endüstriyel tarım yerine, küçük tarlarda, ilaç ve gübre kullanmadan, gerektiği kadar mekanize bir buğday üretimine dayanan ekolojik tarımı destekleyerek, kırsal alanda istihdama da destek olunacak. Keza ekmek olana kadar, yoğun enerji tüketen taşıma, öğütme ve pişirme işlemleri de, yerel ölçekte ve yenilenebilir kaynaklardan gerçekleştirilerek, petrole ve merkezi enerji sistemlerine bağımlılık ortadan kaldırılacak.
Arzumuz, benzer yerel birlikteliklerin olabilecek tüm yerleşimler ve onların kırsallarında hayata geçirilmesi. Büyük kentlerde yaşayanların ise bölgesel olarak birliktelikler kurması gerekecektir. Yine de örneğin Bakırköy ile Silivri – Çatalca kırsalı arasında da bu birliktelikler kurulabilir. Hatta örneğin Çatalca’daki Nesin Vakfının yerleşkesi bu birlikteliği kolaylaştırabilir. Terkos gölü su toplama havzası olduğu için ilaçsız ve gübresiz tarım açısından da özel bir konuma sahip.
Kaldı ki, bu tarımın ve beraberindeki hayvancılığın genişlemesi ile birlikte, bir sonraki ekonomik girişim olarak, rüzgâr ve biyogaz öncelikli olmak üzere, küçük, yerli ve yerel yenilenebilir enerji üretimiyle ekolojik tarımın birbirini desteklemesini savunuyoruz.
Yine örnek olarak Paşalimanı adasının buğday öğütmek için gereksinim duyacağı enerji üretimini, tüm adalıların ortak olduğu bir kooperatif tarafından, birbiriyle bağlantılandırılmış rüzgar ve biyogaz santrali ile sağlanmasını hedefliyoruz.
Benzer bir girişim diğer örnek olarak Çatalca için, hatta bütün Marmara bölgesi kırsalı için de söz konusu olabilir. Hedefimiz elektrik gitmedik köy kalmayacak anlayışından, elektrik üretilmedik köy kalmayacak anlayışına geçilmesi.
Bu aynı zamanda, kentleşme-metropolleşme sürecini tersine çevirmeye yönelik olarak, kırsal alanda ekolojik ve sosyal gelişme için, olabilecek son ürüne kadar kırsalda üretim ve yerinde üretim-yerinde tüketim anlayışımızın gereksinim duyacağı yerel enerji temini için bir zorunluluktur.
Açarsak, tarlaya buğday ekiminden son ürün ekmeğe kadar bütün işlemler köyde gerçekleştirilecekse, ya da domates salçaya, sebzeler konserveye, meyveler reçellere köyde dönüştürülecekse, doğal olarak köyde daha fazla enerji gereksinimi olacaktır.
Keza, ekmeklerin pişirileceği tuğla fırınların gereksinim duyacağı yakıtın da, budamadan arta kalan kuru zeytin dalları ve günebakan saplarından elde edilmesi planlanıyor.
Tüm bu ekonomik faaliyetlerin ötesinde, yerel düzeyde kurulacak ekonomik birlikteliklerin, küresel kapitalist sisteme ve sistemin merkezlerine olan bağımlılığı azaltacağını, emeğin kapitalist ve endüstriyel tutsaklıktan kurtularak kendini özgür ve ekolojik biçimde yeniden örgütleyeceğini, kendine yeter hale gelen birey ve toplumun ortaya çıkışı ile, ancak bu şekilde, şu sıralar üzerine açılımlar yapılan demokrasinin gelişebileceğini savunuyoruz. Bu da bir nevi bizim demokratik açılımımızdır.
Politikaya şimdilik son vererek girişimin ayrıntılarına geçecek olursak, enerji kapsamı dışarıda tutulmak koşuluyla girişimin bugüne kadar ortaya çıkan tablosu aşağıdadır.
Girişime katılmak ya da süreç hakkında sürekli haberdar olmak isteyen dostların, bizimle iletişime geçmelerini diliyoruz.
Kadir Dadan
Yeşil ve Sol Çalışma Grubu
dadankadir@yahoo.com
BAŞKA BİR GIDA MÜMKÜN GİRİŞİMİ
Amaçlar:
-
Anadolu’nun buğday açısından gen çeşitliliğini doğal süreci içerisinde korumak
-
Yerli tohumlar kullanılarak elde edilen un ile tam buğday ekmeği ve gıdalar üretmek
-
Tarımda ekolojik uygulamaları yaygınlaştırmak
-
Kırsal alanda üretimi son ürün düzeyine yükselterek ve aracıları ortadan kaldırarak, çiftçi ve köylünün ekonomik girdilerini artırmak
Hedef:
Üreticilerin ve tüketicilerin, birlikte ya da tek başlarına eklemlenebileceği bir ağ kurmak
Yöntem:
Anadolu’nun kendini yenileyen yerli tohumlarını ekerek, kimyasal ilaç ve yapay gübre kullanmadan doğal yöntemlerle buğday tarımı yapmak ve elde edilen mahsulü yenilenebilir enerji kullanarak tam buğday unu olacak şekilde öğütüp, biyokütle enerjisi kullanımıyla tuğla fırınlarda ekmek ve gıda üreterek, semt pazarında tüketiciye ulaştırmak.
Eylem Planı:
Birinci yıl, deneme ekimleri yapılarak tohumun nitelikleri, verimi ve araziye uygunluğu kayda alınacak, elde edilen mahsulün bir bölümü katılımcılara aktarılarak gıda niteliğinin grup açısından benimsenip benimsenmediği tespit edilecek. Paşalimanı adasında her köyde bir tuğla fırın çalışır hale getirilecek, saplarından fırın yakıtı, başlarından tohum ve hayvan yemi elde etmek üzere sınırlı bir bölgeye ayçiçeği ekimi yapılacak. Atıl vaziyetteki Kooperatif faaliyete geçirilerek, köylü ekmeği, kuskus, erişte, mantı üretimi için çalışma başlatılacak.
İkinci yıl, genişleyen ağ ve bir önceki yıldan elde edilen tohumlar ile Erdek çapında örgütlenecek 100 ailenin ekmek gereksinimi için buğday ekimi genişletilecek. Bu sırada Paşalimanı adasında yeniden bir yel değirmeninin faaliyete geçmesi için girişimlerde bulunulacak.
Üçüncü yıl gelişmelere göre şekillendirilecek.
Bilgiler ve Yapılacak İşler :
-
Biga’dan alınacak tohumlar, Paşalimanı adası ve Ocaklar Beldesi’nde uzun zamandır kullanılmayan tarlalara, ekim makineleri ve kısmen serpme ile ekilecek. Beş yıldır Biga’da aynı bölgeye ekim nedeniyle verim düşüklüğü var. Bu yüzden farklı bölgelere ekilecek. Tohum ayırma işlemi teknik destek ile gerçekleştirilecek.
-
Tohumlar yerel halk tarafından sarıbaşak ve akova olarak adlandırılıyor. Morfolojik açıdan sarıbaşak olarak adlandırılan durum, akova olarak adlandırılan ise ekmeklik buğday tohumu özellikleri gösteriyor. Endüstriyel olarak ekilmiyorlar, geçimlik olarak ekiliyorlar. Tohumların niteliği ve tür çeşitliliği üzerine ilgili kuruluşlardan teknik destek alacağız.
-
Her hangi bir kimyasal ilaç ve yapay gübre kullanılmadan üretim yapılacak.
-
Hasat, Paşalimanı adasında biçerdöverle, diğer yerlerde geleneksel yöntemlerle yapılacak.
-
Paşalimanı Adasından elde edilen mahsul, gelecek yılın tohumluğu ayrıldıktan sonra, dileyene değirmende öğütülüp un olarak, dileyene ise ekmek haline getirilerek, yaşadığı yerde girişim üyelerine teslim edilecek.
-
Ocaklar Beldesi’ndeki ekimler ayrıştırılarak tohumluk olarak gelecek seneye devredilecek.
-
İlk yıl ekim için şimdiye kadar 100 kilo buğday tohumu bulunabildi. Bu tohumların 5-6 dönümlük bir alana ekilmesiyle 400-500 kilo mahsul alınması bekleniyor. 200 kilosu un ya da ekmek haline getirilip girişimcilere dağıtılacak. Kalanı gelecek yılın tohumluğu olacak. Ekim ayı sonuna kadar daha fazla tohum bulunabilirse, ekim alanı genişletilecek.
-
Girişime katılım sürekli açık olacak. İlk yılın masrafları, mahsul sonunda tahsil edilmek üzere, yerel destek unsuru olarak Yeşil ve Sol Erdek grubunca karşılanacak. Yılsonundaki(Temmuz 2010) mahsul, katılımcı sayısına bölünerek paylaşılacak. Bu yılın masrafları için ürün tesliminde kilo başına 10 TL katkı alınacak.
-
Ondan sonraki yılların katkılarının ne kadar olacağı, yapılacak masraf dökümleri sonucunda, üreticilerin önerileri ve girişim üyelerinin onaylarına göre belirlenecek. Tıpkı, ne ekileceğine, ne kadar ekileceğine, nereye ekileceğine birlikte karar verileceği gibi.
Mektup – 1
Merhaba
Başka Bir Gıda Mümkün Girişimi’ni başlattığımız ekim ayından beri yaklaşık üç ay geçti. Bu ilk mektupla beraber, gelişmeleri sizlerle düzenli olarak paylaşacağız. Sizler de, gerek mektuplarda ifade edilen görüşlere ilişkin, gerekse sizlerin deneyim ve görüşlerinize ilişkin geri dönüşlerle girişimimizi zenginleştirebilirsiniz.
Tohumlarımızı ektik
Bu üç ay içerisinde zamanımızın büyük bölümünü buğday tohumlarımızın ayrıştırılmasına, incelenmesine, ekiminin planlanmasına ve ekilmesine ayırdık.
Sonuçta, Paşalimanı adasında yaklaşık beş dönümlük, Ocaklar’da ise yaklaşık bir dönümlük tarlalara ekimi gerçekleştirdik. Bunların yanı sıra zeytinlikler arasında boş bulduğumuz birkaç uygun alana da ayırabildiğimiz kadar altı farklı tohum grubunu da, morfolojisini daha iyi tanımlayabilmek için öbek öbek ektik. Şimdilerde boyları bir karışa yaklaştı.
Süreci yönetmek için önce tanımlamak gerekli
Böylelikle, tohumdan ekmeğe olan yolculuğu başlatmış olduk. Bu elbette uzun bir yolculuk ve bu sırada bizler ne yapabiliriz diye düşündük. Süreci yönetebilmek için onu tanımlamanın gerektiğine karar verdik. Bu tanımlamayı yapabilmek için de bölgede çiftçisinden fırıncısına kadar bir dizi görüşme yaptık. Süreci iki bölüme ayırarak yönetmenin uygun olduğu kanısına vardık ve buluşma noktasını da buğdayın öğütülmesi olarak belirledik. Böylelikle süreci hem üretici yönünden baştan ortaya doğru, hem de tüketici yönünden sondan ortaya doğru örgütlemek mümkün olacak. Şüphesiz en çok zorlanacağımız aşama ise buğdayı un haline getireceğimiz öğütme aşaması olacak.
Sürecimiz şu basamaklardan oluşuyor;
-
Tohumun temini
-
Tarlanın ve ekicinin kararlaştırılması ve tarlanın ekime hazır hale getirilmesi
-
Ekim
-
Tarlanın Bakımı ve Gözetimi
-
Hasat
-
Mahsul Koruma & Tohum Saklama
-
Öğütme
-
Fırının belirlenmesi yada inşa edilmesi
-
Un Ulaştırma & Koruma
-
Maya Temini & Saklama
-
Yakıt Temini & Depolama
-
Pişirme
-
Tüketiciye Sunma & Ulaştırma
Şu anda göremediğimiz bazı ayrıntılar ve buna bağlı basamaklar söz konusu olabilir. Bunları süreç içerisinde tartışmaya devam edeceğiz.
Burada 1’den başlayıp 6’yla birlikte sonlanan süreç, kaçınılmaz olarak kırsalda çiftçi dostlarımızla yürüteceğimiz bir süreç. Bizler Paşalimanı ve Ocaklar’da 7’den 12’e(köyde yaşayan tüketiciler için 13’e) kadar olan süreci de kırsal alanda üretici ve esnaf ile yürüteceğiz. Kentsel ve özellikle metropol alanda yaşayanlar için de süreçleri örgütlemek mümkün. Bunun için oralardaki süreçlerin nasıl yürüdüğüne ilişkin bir taban çalışması yürütülmesi gerekli. Bu taban çalışmasının nasıl yapılacağına ilişkin şu ana kadar yaşadığımız deneyimler yol gösterici olabilir.
Neler yaptık? Neler yaşadık?
Öncelikle Paşalimanı ve Ocaklar’daki fırıncılarla konuşarak şu anda nasıl bir üretim gerçekleştirdiklerini anlamaya, bunu nasıl dönüştürebileceğimizi tartışmaya çalıştık. Burada elbette pakmayasız, kabartıcısız, koruyucusuz, ekşitme maya ile ekmek talebimiz bir çerçeve oluşturdu. Bu tartışmayı yürüttükçe nasıl bir ekonomi içerisinde olduğumuzu ve bunu dönüştürmek için nasıl zorluklarla baş etmemiz gerektiğini daha iyi anlamaya başladık. Basitçe tanımlamak gerekirse endüstriyel ve sermayeye dayalı bir ekmek üretimimiz var. Daha hızlı ve daha fazla üretim, böylece daha fazla kâr, temel amaç. Bu yüzden çabuk mayalama için pak maya ve kabartıcılar, çabuk pişirme için yüksek sıcaklık, yoğun maya içerdiği için dayanıklılığı artırmak üzere koruyucular kullanılıyor. Tüketicinin sıcak ve taze ekmek talebi de, bu üretim biçimini teşvik ediyor.
Önce talebi ortaklaştırmak
Bizler, öncelikle talebimizi değiştirerek soğuk ve bayatlayabilen bir ekmek tercihini ortaya koyduk. Mayanın bir önceki hamurdan ekşitme yöntemi ile elde edilmesini, pakmaya, kabartıcı ve koruyucu kullanılmamasını, daha düşük sıcaklıkta daha uzun süre fırında bırakılarak pişirilmesini talep ettik.
Sonra bu talebin peşinden koşmak
Bu talebimizi, Ocaklar ve Paşalimanı’ndaki fırıncı arkadaşlara ilettik ve bizlere numunelik onar tane ekmek yapmalarını istedik. Ocaklar’daki fırıncı arkadaşımız, ek olarak bize un olarak, tam buğday unu ile yapmayı önerdi. Seve seve kabul ettik.
Sorunlardan yılmamak
Başlangıçta Ocaklar’da tam pişmeme sorunu yaşadık. Sonraları bu sorun giderildi. Paşalimanında ise kullanılan unun kalitesi ve mayanın tam oturmaması nedeniyle hala sorun yaşıyoruz. Sizler de aynı uygulamayı talep ederseniz, benzer sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Biraz sabır ve tekrar ile sorunlar aşılabiliyor.
Halk üniversitesinin programında fırıncılık
Her fırının ustasından kaynaklanan sorunları oluşacağını öngörebiliyoruz. Çünkü talep ettiğimiz üretim biçimi, hem neredeyse unutulacak bir üretim biçimi, hem de mayalama süresi uzun olduğuı ve hamurun dinlendirilmesi gerektiği için şu andaki üretim hatlarının dışında uğraşlar gerektiriyor. Örneğin fırıncı ustası, şu anda gece yarısı işe başlayıp üç-dört saatte ekmekleri hazırlayıp, üç-dört saatte de pişirirken, bizim istediğimiz üretim için akşam üstü saat 4-5 sırasında mayalamaya başlayıp, 4-5 saat sonra hamuru yoğurup, 12 saat sonra ekmek yapıp pişirmesi gerekiyor ki, tek usta için bunun karşılığı hiç uyumamak. Bizim ustamız da eski fırıncılara sorduğunda mayalama için ayrı bir ustanın çalıştığını öğrenmiş. Bu tabii ekstra bir maliyet.
Açıkçası fırıncı ve ustası ile samimi bir ilişkimiz olmasa, bizim istediğimiz biçimde üretim için ikna olmaları neredeyse imkânsız idi.
Bütün bunlardan çıkardığımız sonuç, Yeşil ve Sol Buluşma kapsamında yazın yapmayı planladığımız halk üniversitesi etkinliğinde bir bölümü fırıncılık mesleğine ayırmak.
Şimdiden 40 aileye ulaştık
Geldiğimiz durum itibariyle şu anda Ocaklar’da haftada bir kez 40 aile için tam buğday unundan ekmek yapılır hale gelindi. Bu 40 ailenin büyük çoğunluğu Ocaklar’dan, birkaç aile ise Erdek’ten. Grup içerisinde doktor ve ziraat mühendislerinin bulunmasının talebin genişlemesinde mutlak bir etkisi vardır ancak ekmeği yiyenin yine talepte bulunduğunu dikkate alacak olursak, doğru yolda olduğumuzu düşünüyoruz. Ağız tadı değişimi şimdilik sorun yaratmadı.
Dayanışmacı bir ortaklaşma
Öte yandan ekmek üretimine ilişkin bir grup oluşturmamız, dayanışma duygularımızı ve olaylara dayanışmacı bakışla yaklaşımımızı da geliştirdi. Şöyle ki, hep aklımızdan geçirdiğimiz ama bir türlü başaramadığımız işçi direnişlerine destek vermeyi, olaylara ekolojik bir ruh da katarak, Ankara’da Tek-Gıda İş üyesi tekel işçilerinin direnişine bir fırın dolusu ekmek ve bir koli zeytin göndererek gerçekleştirebildik.
Erdek’te bundan sonraki süreç
Bu aşamada Erdek’te girişimin tanıtılacağı bir toplantı için yeterince deneyim sahibi olduğumuza kanaat getirdik. Önce 30 Aralık için kararlaştırdığımız tarihi yılbaşı hazırlıkları nedeniyle 9 Ocak olarak değiştirdik. Bu toplantıyla Erdek’teki tüketici duyarlılığını ve ekmek ekonomisini daha iyi tanıyacağız.
Bandırma ve Dutlimanı çalışmaları
Ocaklar, Paşalimanı ve Erdek’te bu çalışmaları yürütürken, diğer taraftan bir termik santral kurulması tehditi ile karşı karşıya olan Bandırma ve Bandırma’ya yedi kilometre uzaklıktaki Dutlimanı köyünde de nabız tutma çalışmaları yürüttük. Bu çalışmalar bir yandan bizim termik santral karşıtı duruşumuzu zenginleştirirken, öte yandan yöre halkının duruşunu da güçlendiriyor. Bu arada buğday üretiminin terk edilmesinin, ada olmasından kaynaklanan nedenlerle sadece Paşalimanı’na özgü olmadığını da daha iyi anlamış olduk. Gerçi buğday üretiminde ülke çapındaki rakamlar bu terk edilmeyi açıkça ortaya koyuyor. Ancak bunu çiftçinin ağzından dinlemek ve bizim çözümümüzü onlara anlatmak ve tepkisini ölçmek, yöreden yöreye değişiklik gösterebilir diye düşünüyorduk. İlk izlenimlerimiz yanıtların ekimin boyutu hariç hemen hemen aynı olduğu yönünde. Burada üç-beş değil elli-yüz dönümden bahsediliyor.
Boşalmış köyde fırın çok, ekmek yapacak yok
Dutlimanı köyü, Bandırma’nın hemen dibinde diyebileceğimiz bir uzaklıkta olmasına karşın, hakim rüzgarlar yılın hemen tamamında Bandırma’ya doğru estiği için, Bandırma sanayisinin kirletici etkisinden uzak kalmış. Köy bilenler için feribotla Bandırma’ya gelinirken rüzgârgüllerinin hemen altındaki sahil şeridinde kalıyor. 100 kişilik köy halkının büyük bölümü yaşlı, sadece 4-5 genç erişkin çift var. Bunlardan muhtar olan ve kardeşi ile görüşmelerimiz oldu. Yaşlıların da katıldığı köydeki sohbette, ilk önce köyde ekmek yapımı konusunu açtık ve bir klasik haline gelen “sizin istediğinizi bu köyde yapacak kimse yok” yanıtı ile karşılaştık. Oysa ki köyde derme çatma da olsa en azından 10 tane 6-7 ekmeklik toprak fırınlardan vardı. Yaşlılar, gençleri ekmek yapmak için ikna edemediklerini söylüyorlar.
Hayvanlar için buğday ekimi
Hal böyle olunca dönümlerce buğday ekiminin, ekmek için değil hayvanlar için yapıldığını öğrenmemiz şaşırtıcı olmuyor. Yanlış okumadınız, köyde yalnızca bir kişinin satış amaçlı buğday ekiyor. Diğerleri, ürettikleri buğdayın bir kısmını fabrikaya verip kendilerine un alırken, büyük bir kısmını ise hayvanlarına yem olarak veriyor. Buradan anlıyoruz ki, arpa ve yem fiyatları buğday fiyatlarının üzerine çıkmış ama ihracata dayalı ekonomi nedeniyle buğday 45 kuruş civarında kalmış.
Sen bana parayı bul, ben sana 100 dönüm öyle arazi bulurum!
Bu sefer yerli tohumla, ilaçsız, gübresiz buğday üretimi meselesini açıyoruz. İlk yanıt “burada verim olmaz, gübre şart”. Diyoruz ki “biz ilaç şirketlerine para vermek istemiyoruz, gübre şirketlerine para vermek istemiyoruz. Biz çiftçiye para kazandırmanın derdindeyiz.”. Sonra Paşalimanı’nda çıkardığımız hesabı çıkarıyoruz. Dönüm başı icar fiyatı 40 TL, birinci sürüm 30 TL, ikinci sürüm ve ekim 30 TL, hasat 50 TL, toplam dönüm başına 150 TL. Diyoruz ki, “siz gübreye, ilaçlı tohuma, ilaca para veriyorsunuz, dönüm başına elinize geçen 50 TL olmuyor. Biz size verelim 50 TL, bizim istediğimiz şekilde ekin, biçin.”. Yüzler değişmeye başlıyor. Diyoruz ki “yalnız ilaç gübre kalıntısı olmaması için uzun süredir ekilmedik yer olacak, var mı böyle arazi?”. Diyorlar “sen bana parayı bul, ben sana 100 dönüm öyle arazi bulurum”. Daha sonra muhtar ile görüşüyoruz. Nadastaki tarlaların Ocak ayında sürülmesi gerektiğini hatırlatıp “tekrar köyümüze bekliyoruz” diyor.
Tohum derdine düştük
Gerek Dutlimanı’ndaki, gerekse Paşalimanı’ndaki çiftçi temaslarımız, sandığımızın aksine ekim yapılacak tarla bulmakta sorun yaşamayacağımız yönünde. Ancak yeterince tohum bulmak gerçekten büyük bir sorun. Yalova’da Kasım ayında düzenlenen Tohum Ağı toplantısında tanıştığımız İlhan Koçulu, Kars’tan bize bir miktar tohum gönderecek. Elimizdeki tohumdan elde edeceğimiz mahsulü büyük ölçüde tohumluk olarak ayıracağız. Ancak elimizdeki tohumun büyük bölümü makarna-bulgurluk buğday olduğundan, 100 ailenin ekmeğini yerel üretimle karşılama hedefimize ulaşmamız birkaç yılı alacak.
Harekette bereket vardır
Bu sorunu aşmak için Güney Marmara’da köy köy dolaşarak bir yandan tohum bulmaya, diğer yandan değirmen araştırmaya çalışacağız. Bu kapsamda Balıkesir’in Erdek, Bandırma, Gönen, Manyas, Balya, Susurluk ve Merkez, Çanakkale’nin Biga, Çan, Lapseki, Yenice ve Bayramiç, Bursa’nın Karacabey ve Mustafakemalpaşa ilçelerini belirli bir program dahilinde Ekim ayına kadar dolaşacağız. Bu çalışmada fırınlar, ekmekler ve diğer tahıl kökenli gıdalar konusunda bir envanter çalışması yürüteceğiz.
Teknik destek arama çalışmaları sürüyor
Bir yandan uygulama deneyimlerini incelemeye devam ederken, diğer yandan da teknik desteğimizi artırmak için uğraşlarımız devam ediyor. Bu amaçla bir yandan kuruluş aşamasındaki tohum ağı çalışmalarına katılırken, diğer yandan da akademisyenler ve bürokrasi ile temaslarımızı sürdürmekteyiz. Bu konulardaki gelişmeleri de yakında sizlerle paylaşacağız.
Söylemin billurlaştırılması
Saha ve teknik destek çalışmalarının yanı sıra, söylemin daha iyi anlaşılmasına ve politik bir dil içermesine ilişkin çalışmalarımız da sürüyor. Bir çok kişi politikanın güncel örneklerini dikkate alarak bu konuda çekinceler öne sürse de, konunun bir tercih sorunu olduğunu ve bu tercihin de ancak politikası yapılarak yaygınlaşabileceğini düşünüyoruz.
Doğanın ve emeğin ekmeği
Genel olarak olumsuz ifadeler yerine olumlu ifadelerin kullanılması ilkesini dikkate alarak, ekmeğimize “doğanın ve emeğin ekmeği” adını koyduk. Bu ad etrafında amacımızı daha iyi anlatabileceğimizi düşünüyoruz. Yaygın olarak satılan ekmeği de “sanayinin ve sermayenin ekmeği” olarak tanımladık. Ayrıntısını kampanya çalışmaları sırasında kararlaştıracağız.
Başka yerlerde nasıl bir katkı olabilir?
İlk metnimizde dile getirdiğimiz gibi, herkesin kendi yerelinde(mahallesinde, ilçesinde, ilinde, bölgesinde) bir şeyler yapabileceğine inanıyoruz. Bunun için yapılacak ilk şey şüphesiz ki, monitörden, televizyondan başını kaldırarak dışarıya, etrafına bakmak. Mahallenizde mutlaka duyarlı birkaç kişi ile karşılaşacaksınız. Fırıncılarla, ustalarla konuşarak diyalogu geliştirmek ve nasıl bir üretim içerisinde olduklarını kavramak bir başka yapılacak iş. Semt pazarlarına çıkmak, köy ekmeği yapan-satanlarla temas kurmak bir diğeri. Bölgenizdeki köyleri gezmek, kendi ayırdığı tohum ile tarım yapanları araştırmak da bir diğeri. Kendinizi hazır hissettiğinizde bu adımları atacağınızdan şüphemiz yok. Belki de zaten atmışsınızdır. Daha çekingenseniz en azından bir müddet daha bizi izlemeye devam edinJ))
Mektubumuzu internetten indirdiğimiz tam buğday ununun hikmetine ilişkin bir yazı ile sonlandırıyoruz. Bir daha ki aya başka bir mektup ile görüşmek üzere.
Kadir Dadan
Başka Bir Gıda Mümkün Girişimi
Mektup – 2
Sevgili Dostlar Merhaba,
Başka Bir Gıda Mümkün Girişimi’nin bir başka mektubuyla yeniden birlikteyiz. İlk mektubumuza gösterdiğiniz ilgi, yapabileceklerimiz hakkında bizi hem daha çok ümitlendirdi, hem de cesaretlendirdi. Bir yandan yeni fikirler, yeni ilişkiler şekillenirken, diğer yandan uygulamalarımız artık haftalık sıradan işler haline gelmeye başladı. Hayatı değiştirebilmenin, yüzleri gülümsetebilmenin verdiği mutluluk, hiçbir bireysel başarıda yoktur sanırım.
Artık her hafta “doğanın ve emeğin ekmeği”ni üretebiliyoruz
Geçtiğimiz ay içerisinde deneme üretimlerine başladığımız tam buğday unundan elde ettiğimiz “doğanın ve emeğin ekmeği”ni, her Cuma günü yaklaşık 60 tane üretebiliyoruz. Gelecek haftadan itibaren bu sayı 100’ü geçecek. Şimdiye kadar bir tadan, bir daha istiyor. Ve artık ilk önceleri un fabrikalarından temin ettiğimiz un, artık Gönen’in Gaybular Köyündeki 50 yıllık su değirmeninde öğütülerek geliyor. Şimdilik öğüttüğümüz buğdaylar yerli melez tohumlardan, ilaç ve gübre kullanılarak elde ediliyor. Yeterince temiz mahsul elde edebildiğimizde, süreci geliştireceğiz.
Tam buğday unu meselesi
Gıda konusunda ekolojik duyarlılığın artmasını takiben yaygınlaşan tam buğday unu üretiminin ne şekilde olduğuna ilişkin ayrı bir çalışma yapılması gerektiğini ilk mektup sonrası gelen sorulardan çıkardık. Fırıncımızın aracılığıyla ulaştığımız fabrika müdürü, kendilerinin üretim aşamalarında herhangi bir katkı olmaksızın sadece öğütme yaptıklarını ve doğal köy unu olarak niteledikleri unun, süreçten bazı eleklerin çıkartılarak ince kepekli olarak elde edildiğini bildirdi. Daha sonra Bursa’da BESAŞ bünyesinde kullanılan unun da benzer şekilde elde edildiğini ancak içerisinde uzun süre kullanımı sağlamak için katkı maddeleri olduğunu öğrendik.
Tahlil olmadan net konuşmak olanaksız
Bu tablodan çıkan sonuç, sürecini tam olarak kontrol etmedikçe, hangi un olursa olsun, tahlil yaptırmadan katkı maddesi olup olmadığını anlamanız olanaksızdı. Biz de hem daha önce kullandığımız bu “doğal köy unu”nu, hem de şimdi kullanmakta olduğumuz su değirmeni ununu tahlil ettirerek içerik analizi yaptırmaya ve kirletici artıkları ile katkı maddelerinin yanı sıra, besleyici değer açısından da ne yediğimizi anlamaya çalışacağız. Şimdilik tüketicilere uyarımız, ekmeklerin üzerinde tam buğday ekmeği yazsa bile içinde “ekmek katkı maddesi” olup olmadığına bakmanız.
Endüstrileşme tümörü – sadece değirmenciye hizmet eden değirmen
Buğdaydan ekmeğe üretim süreçlerinin en kritiğinin öğütme olduğuna geçen mektupta değinmiştik. Çünkü en fazla endüstrileşen süreç öğütmeydi. Bu öyle bir endüstrileşme ki, bırakın kentleri ve kentlileri, köyler ve köylüleri de içerisine almış durumda. Bunu en iyi göreceğiniz yerlerden biri, Gönen’e bağlı Gaybular Köyü. Heyecanla koşturduğumuz köyde, köy tüzel kişiliğine ait çalışan su değirmenini gördüğümüzde, ilk aklımıza gelen köydeki buğday üretiminin burada una dönüşeceği ve köyün ekmeğini kente bağımlı olmadan kendisinin üretebileceğiydi. Ancak karşımıza çıkan tablo gerçekten şaşırtıcı oldu. Değirmenin varlığına rağmen, köyün büyük bölümü ununu fabrikadan/tüccardan alıyordu. Çünkü fabrika unu, değirmen ununa göre çok daha ucuzdu. Peki o zaman niye buğday üretiliyordu? Yanıt ilk mektupta Dutlimanı köyünde karşımıza çıkan yanıt ile aynıydı: hayvanlar için.
Değirmen ise daha çok mısır ve diğer tahılların öğütülmesinde kullanılıyordu. Buğday öğütülmesi, büyük çoğunlukla değirmencinin eşi Suriye hanımın Gönen pazarında satmak üzere pişireceği ekmeklerin unu için yapılıyordu.
Yine tohum bulamadık
Gaybular köyünde değirmeni gördüğümüzde aklımıza gelen ikinci şey, yerli tohum bulabileceğimizdi. Değirmenin, kendi üretimini yapan kişilere süreçlerini tamamlamak üzere bir olanak sağladığı açıktı. Çünkü fabrikalar çıktılarını standartlaştırmak için buğdayları birbirine karıştırıyor ve size özel bir üretim gerçekleştirmiyordu. Birkaç sıra dışı(inanç nedeniyle) ve başka köylerde yaşayan örnekler dışında ne yazık ki, kendi tohumunu eken kişilere yine rastlamadık. Genel olarak Gönen Tarım işletmesinde üretilen ve Gönen98 isimli ekmeklik buğday çeşidinin tarımının yapıldığını gördük. Bizi en çok üzen ise ithal beyaz ekmeklik buğday mahsullerinin Gaybular köyündeki su değirmenine kadar girmesi oldu. Değirmenci Süleyman Güven, bunların İsrail tohumundan üretildiğini söylese de, Bursa’da Uludağ Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Fakültesindeki Prof. Dr. Köksal Yağdı ile temaslarımız sırasındaki değerlendirmelerde, bunun bir isim yakıştırmasından kaynaklandığını, buğday tohumlarında yerli işletmelerin henüz ağırlıklarını sürdürdüğünü, ancak bahsi geçen buğdayların giderek pazar payını büyüten İtalyan ortaklı şirketlerin olabileceği kanısına vardık.
Tohumda yerli melezlere yönelme
Köksal Yağdı ile görüşmede ortaya çıkan tohumla ilgili diğer konu, “doğanın ve emeğin ekmeği”nin yaygınlık kazanabilmesi için, nispeten yüksek verimli yerli melezleme örneklerinin organik gübresiz ve ilaçsız üretimlerinin yaygınlaştırılması üzerinde durulmasının gerektiğinin tespitiydi. Girişim içerisindeki ziraat mühendisi arkadaşların da dile getirdikleri bu konuyu, tohumların ilaçlanmadan elde edilmesi ile aşmayı düşünüyoruz. Çünkü işletmelerle ilk temaslarımızda tohumları ancak ilaçlı olarak alabileceğimiz ifade edilmişti. Fakülte ilaçsız tohum konusunda bizlere seçenek sunacak.
Belediyenin devasa tesisi
Yeşil ve Sol Kış Buluşması için Bursa’ya kadar gitmişken, çok büyük bir pazarı kontrol eden Büyükşehir belediyesinin şirketi BESAŞ’ın Mudanya yolu üzerindeki devasa tesisini de ziyaret ettik. Bursa fırıncılarının yakın zamandaki büyük zarar ve iflaslarının da müsebbibi olan ve doğalgaz ile çalışan bu tesis, büyük ölçüde mekanize olarak el değmeden üretim gerçekleştiriyor. Üretim sürecinin başındaki gıda mühendisi, hijyen ve standardizasyon konusundaki başarılarını öğünerek anlatıyor ve bizim de bu konularda diyecek sözümüz yok. Ancak tesisin gerek teknoloji gerekse yakıt konusundaki dışa bağımlılığı düşündürücü boyutta. Öte yandan hammadde/malzeme alımında ihale şartları en ucuza yönelmeyi gerektiriyor. Bu da özellikle un konusunda kimyasalların işin içine girmesini, doğanın ve çiftçinin sömürüsünün en üst noktaya çıkmasını kaçınılmaz hale getiriyor.
Üç ekmek üç süreç
Yeşil ve Sol Kış Buluşmasında, masanın üzerine üç farklı süreçten gelen ancak hepsi tam buğday ekmeği olarak nitelendirilen üç ekmeği koyduk. Birincisi bizim “doğanın ve emeğin ekmeği” olarak adlandırdığımız Ocaklar Gülmüş Fırınında ürettirdiğimiz ekmek, ikincisi BESAŞ, üçüncüsü ise bir hipermarket zinciri(Kipa) tarafından üretilen ekmeklerdi. Aşağıdaki tabloda ekmeklerin özelliklerini bir arada görebilirsiniz. İnternet’ten UNO’nun bilgilerini de aktardım.
Fırın / Şirket |
Gr |
Fiyat – TL |
İçindekiler |
Raf Ömrü |
Fırın Tipi |
Sermaye/Emek – Doğa/Sanayi |
Ocaklar Gülmüş Fırını |
1200 |
4,00*2,80 Fırın fiyatı*1,20 Destek |
Su değirmeninde öğütülmüş tam buğday unu, ekşi hamur, nohut mayası, tuz, içme suyu |
7 gün |
Odun fırını |
Emek yoğun, kısmi doğa korumalı |
BESAŞ |
400 |
0,75 |
Tam buğday unu, içme suyu, ekşi hamur, maya, yemeklik tuz, Ekmek katkı maddesi( Şeker(sakaroz), emulgator(E472e-bitkisel), enzim (fungal alfa amilaz)), antioksidan(E300), Gluten |
4 gün |
Doğal Gazlı otomatik |
Kamusal Sermaye yoğun, doğa korumasız |
KİPA |
400 |
1,09 |
Buğday unu(%83), su, susam(%7), çörekotu, hidrojene bitkisel yağ, ekmek mayası, tuz, ekmek katkı maddesi(Stabilizatör, kalsiyum karbonat, trikalsifosfat, soya unu, emulgator-mono ……………(son bölümü kesilmiş) |
3 gün |
Endüstriyel |
Kapitalist Sermaye Yoğun, doğa korumasız |
UNO |
500 |
1,90 (Marketine göre değişkenlik gösterebiliyor) |
Tam buğday unu, içme suyu, buğday ezmesi, maya, glüten, çavdar eksisi, ince kepek, tuz, soya unu, karabuğday tanesi, topaklanmayı önleyici (kalsiyum karbonat), dekstroz,emülgatör (gliserollerin diasetil tartarik ve yağ asit esterleri), antioksidan (askorbik asit), koruyucu (kalsiyum propiyonat), vitaminler (tiamin mononitrat (B1), riboflavin(B2), niasin, B6, folik asit, B12), mineraller (kalsiyum, çinko, demir). |
4 gün |
Endüstriyel |
Kapitalist Sermaye Yoğun, doğa korumasız |
* Su Değirmeninde ürettirdiğimiz unun fiyatı, fabrika ununun nerede ise iki katına denk geliyor. Aradaki farkı katılımcılar olarak destekliyoruz.
Fiyat karşılaştırılabilir, ya içindekiler?
Karşılaştırma yaptığınızda ucuzluk açısından BESAŞ ekmeği ön plana çıkıyor. Ama içerisindekilere ve üretim biçimine baktığınızda “doğanın ve emeğin ekmeği” ağır basıyor. Başlangıçtan beri daha az tüketilecek bir ekmek peşinde koştuğumuzu belirtiyorduk. Gerçekten de bir oturuşta bir ekmeği 10 kişi bitiremiyoruz. Herkese iki dilim ekmek yetiyor, doyurucu oluyor. Diğer tam buğday unu ekmeklerinde de bizimkisi kadar olmasa da benzer bir etki söz konusu. Ama gerek lezzet, gerekse doyum açısından onlarla bile ciddi bir fark var.
Maliyetimizi düşürebilir miyiz?
Buna rağmen, “daha geniş bir tüketim hacmi sağlayabilmek için acaba maliyetleri düşürebilir miyiz?” diyerek bir çalışma yürütüyoruz. Görünen o ki, bu son derece zor. Olası taşıma fırsatlarını lehimize çevirebilsek bile, zaten yüksek verimi olmayan yerli cinslerle, emeğin tam karşılığını vererek üretim yaptığımızda bu rakamların altına inmek olanaksız görünüyor. Yine de “doğanın ve emeğin ekmeği”ne ilişkin bir ekonomi yaratmak için çaba sarf edeceğiz. Çünkü politik olarak bu üretim tarzının desteklenmesi için uğraş verebilmek için bile, bu ekonominin bir parça işliyor olması gerekli.
“Doğanın ve emeğin ekmeği”ne erişim
Bir ölçüde bu ekonomi yaratma sevdamız kapsamında, bir ölçüde de artık daha yüksek sesle ifade edilen “biz de isteriz” taleplerine yanıt üretebilmek için çareler arıyoruz. İlk aklımıza gelen, duyarlı kişilerin düzenli olarak bir araya geldiği mekan ya da toplantıları kullanmak. Haftanın belirli bir günü bir araya gelen kişilere topluca ekmek gönderebiliriz. Ayrıca, eğer talep ederseniz değirmen unu temini için aracı olabiliriz. Böylece sizler de kendi ekmeğinizi kendiniz yapma fırsatını yakalamış olursunuz.
Artık hafiften yaygınlaşmaya başlayalım
Daha güzeli ve bizim asıl arzumuz, önceden de belirttiğimiz üzere, girişimin yaygınlaşması, kent ile kır arasında yerel ekonomiyi destekleyecek bir birliktelik oluşturulması. Bu amaçla öncelikle yaşanılan yerde “doğanın ve emeğin ekmeği”ne yönelik en az 20-25 ekmeklik bir talebin örgütlenmesi hedeflenmeli diye düşünüyoruz. Bu talebi yöneltmek için bir kırsal alan ilişkisi gerekli olacak. Bu konudaki önceliğin var olan çalışır haldeki su değirmenlerinin bulunduğu köylerde olması gerekir. Biz de kısa bir internet turu sonrası çalışan su değirmenlerinin çok azalmalarına rağmen henüz yok olmadıklarını görebildik. Elbette somut olarak onlarla temas kurmak gerekiyor.
Değirmen üstü çiçek
Bu mektuba ilaveten çalışır halde oldukları ifade edilen değirmenlerin yerlerine ilişkin bir liste bulacaksınız. Eğer bu yerler size yakın ise, lütfen gidip bir ziyaret gerçekleştiriniz ve edindiğiniz bilgileri bizlerle paylaşınız. Yada sizlerin haberdar olduğu değirmenleri bizlere iletirseniz daha fazla kişinin onlarla buluşmasını sağlayabiliriz.
Girişimin 2010 planı
Bursa’daki Yeşil ve Sol Çalışma Grubu Kış buluşmasında girişimin 2010 yılında yapacağı çalışmalar da masaya yatırıldı ve yine ekte bulacağınız taslak kabul edildi. Bu planın uygulanabilmesi için gerekli mali koşulların temini için, bu yıl “gıda” başlığında Mayıs ayında Erdek/Ocaklar’da yapılacak Yeşil ve Sol Bahar Buluşması’na kadar bir çalışma yürüteceğiz.
Yeni bir mektuba kadar
Son bir ay içerisinde olanlar kabaca bu kadar. İlgilenen dostları bahar ile birlikte aramızda görmekten memnunluk duyacağımızı tekrar hatırlatıyor, saygılar sunuyorum.
Kadir Dadan
BAŞKA BİR GIDA MÜMKÜN 2010 STRATEJİ & EYLEM PLANI
Geliştirilmesi Öngörülen Birikimler & Hedefler
-
Buğday Tarımı
-
Tohum çeşitliliğinin geliştirilmesi (her bir bölgede, birden fazla çeşit)
-
Tohum temininin yaygınlaştırılması (her bölgede en az iki deneyim ile elbirliği)
-
Tohum konusunda uzmanlıklarla iletişim (Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü ve Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü)
-
Tohum konusunda akademisyenlerle iletişim ( ………………………)
-
Doğal gübre uygulamaları hakkında araştırma (en az iki deneyim elde etme)
-
Doğal ilaç uygulamaları hakkında araştırma (en az iki deneyim elde etme)
-
Yerli tohum ekim alanlarının tespiti
-
Yerli melezlerin kimyasal ilaçsız ve inorganik gübresiz üretiminin geliştirilmesi (şimdilik Güney Marmara ile sınırlı)
-
-
Değirmencilik
-
Çalışan değirmenlerin tespiti & duyurulması(her bölgede en az iki değirmen)
-
Sağlam & onarılabilir ancak çalışmayan değirmenlerin tespiti ve değerlendirilmesi (olanaklar ölçüsünde, fırsat doğdukça)
-
Değirmencilik konusunda ustalarla temas ve elbirliği (en az iki usta)
-
İşletim maliyetleri konusunda bilgilenme ve farkındalık (………………)
-
-
Fırıncılık & Köy Ekmeği
-
Doğal yöntemlerle maya temini ve üretimi konusunda deneyim araştırmaları
-
Pak maya, kabartıcı, koruyucu kullanmadan ekmek üreten fırınların tespiti ve teşviki
-
Köy ekmeği üretimi ve satışı yapılan yerlerin ve pazarların tespiti
-
-
Tüketim Örgütlenmesi
-
Mahalle düzeyinde 7-10 kişilik kolektif birliktelikler oluşturulması (en az 10)
-
Dağıtım ağı konusunda kullanılabilecek olası fırsatların tespit edilmesi (toplantı, ortak mekan, var olan örgütlenmeler)
-
Üretim & Tüketim – Kaynak Oluşturma & Paylaşım
-
Tohumluk Hasat & Alım
-
Girişim olarak üretilecek tohum (Paşalimanı Adası & Ocaklar: 500 Kg)
-
Girişim olarak ortaklaşa temin edilecek tohum ( Çeşitli bölgelerden, bir kısmı yerli melez olabilir 2300 Kg)
-
Bağış olarak alınacak tohum (Biga: 200 Kg)
-
-
Unluk Buğday Temini
-
Girişim olarak üretilecek (……. Kg)
-
Girişim olarak ortaklaşa temin edilecek buğday (1500 Kg)
-
-
Bulgurluk Buğday Temini
-
Girişim olarak üretilecek (……. Kg)
-
Girişim olarak ortaklaşa temin edilecek buğday ( 100 Kg)
-
-
Tarla Temini
-
Paşalimanı Adası / Erdek – 50 dönüm
-
Dutlimanı / Bandırma – 25 dönüm
-
Gaybular / Gönen – 50 dönüm
-
Diğer Yerler – 25 dönüm
-
-
Emek Temini
-
Girişim olarak ortaklaşa hasat – Paşalimanı & Ocaklar
-
Girişim olarak ortaklaşa tohum ayrımı – Paşalimanı & Ocaklar
-
Yayın & İletişim
-
Web Sitesi
-
İnteraktif bir web sitesi kurulması (Mart 2010)
-
-
İletişim listesi
-
İletişim listesinin duyurularak kişilerin davet edilmesi (yıl sonunda 500 kişilik bir liste)
-
-
Yıllık
-
Yapılanların, son durumun ve belgelerin derli toplu sunulduğu bir yıllık hazırlanması (Aralık 2010)
-
-
Mektup
-
Her ay bir mektup hazırlanarak paylaşılacak
-
Mali Konular
-
Genel masrafların paylaşılması (web, yayınlar vs) (girişim üyeleri tarafından paylaşılarak)
-
Üretimin paylaşılması
-
Buğday tarımı için (bir kısmı tohumluk olarak ayrılmak üzere)
-
Un üretimi için
-
Ekmek üretimi için
-
Dağıtım için
-
-
Dayanışmacı faaliyetler
Mektup 3
Bahara merhaba derken
Son mektubumuzun üzerinden bir ay geçti. Nispeten daha kısa bir mektupla tekrar birlikteyiz. Bol yağışlı ve hayli soğuk bir kışı geride bırakırken, buğdaylarımız üzerlerindeki karın erimesinin ardından bellerini doğrulttu. Girişimimize Kars’tan gönderilen buğdayların bir kısmını da geç ekimlik olarak deneme amacıyla küçük bir alana ektik. Umutla başakların baş vereceği günleri bekliyoruz.
Doğanın ve emeğin ekmeği yaygınlaşıyor
Gönen Gaybular köyündeki su değirmeninden elde ettiğimiz unlarla, ekşi hamur ve nohut mayası kullanarak, Ocaklar’daki Gülmüş Odun fırınına ürettirdiğimiz “doğanın ve emeğin ekmeği” giderek daha fazla talep buluyor. Kokusu, lezzeti, doyuruculuğu gerçekten tatmin edici olan ekmeğimizi, Ocaklar’ın yanı sıra Erdek ve Bandırma’da da elden dağıttık. Ve artık talep 150’ye yaklaştığı için, Cuma ve Pazar olmak üzere haftanın iki günü ekmek yaptırıyoruz.
İstanbul’a da ekmek gönderdik
İkinci mektubumuzla birlikte İstanbul’dan da ekmek talepleri geldi ve sınırlı sayıda oralara da gönderdik. Birkaç gün gecikmeyle ellerine ulaşmasına rağmen, oradaki dostlar da beğenilerini bildirdiler.
Değişim, dönüşüm başladı
Ekmeğimiz, köyde hanımların günlerinde konuşulmaya başladı ve biz de öngördüğümüz dönüşümün etkilerini hissetmeye başladık. Öyle ki fırıncımız, hafta sonu normal ekmek satışlarının düştüğünden yakınıyor. Başlangıçta bizlere koyduğumuz ekmek fiyatının(1200 gram – 4 TL) yüksek olduğunu, bu fiyatlara talep bulamayacağını söylerken, şimdi emeğinin karşılığının ancak bu fiyatlarla alınabileceğinin farkına varmış durumda. Üstelik zaman geçtikçe, talebin kalıcılığını gördükçe, o da bu fiyatlara satış yapabileceğine ikna oldu.
Yılda 10 ton una doğru
Bugün itibariyle girişim aracılığıyla örgütlenen tüketim hacmi yıllık 6 ton un(yaklaşık 7 ton buğday)a ulaştı. Girişimin yaygınlaşmaya devam edeceğini ve yaz sezonunda artacak talebi de hesaba kattığımızda, 2010 yılı için en az 10 ton una gereksinim duyacağımızı hesaplıyoruz. Gönen’deki fazla büyük olmayan bir değirmen için, bunun karşılığı 150 işgünü demek. Eğer şimdi yaptığı gibi fazla mesai yaparsa 100 işgünü.
Fazla gecikmeden bir değirmen
Başlangıçta söylediğimizde bir fantezi gibi gelen Paşalimanı Adasına yel değirmeni yapma önerisi, artık o olmazsa olmaz durumuna geldi. Ancak bir sorunumuz var. Yel değirmeni yapacak usta bulamıyoruz. Bu konuda sizlerden destek istiyoruz. Bildiğiniz tanıdığınız bir yel değirmeni ustası varsa, bize bildirirseniz seviniriz. Her olasılığa karşı, Ocaklar’a 9 km uzaklıktaki Turan Köyünde bir su değirmeni inşasını da programımıza aldık.
Yeni değirmen bildirimleri
İkinci mektubumuzla birlikte yayınladığımız Türkiye’deki çalışan değirmen listesine birkaç dostumuz eklemelerde bulundular. Bu geri bildirim için kendilerine teşekkür ediyoruz. Umarız bu değirmenlerin etrafında da, benzer girişimler yaşama geçirilir/geçirilmiştir. Değirmen listesini yenilerin katılımıyla ekte bulabilirsiniz.
Tüketim Kooperatifinde ekmek satışı gündemde
Talebin yaygınlaşması dağıtım sorunlarını da beraberinde getiriyor. Şirketlere ve piyasaya hizmet edecek bir dağıtım tercihinden sürekli olarak uzak durmaya çalışıyoruz. Bu çerçevede bölgemizdeki emekçilerin bir örgütlülüğü olan eğit-koop tüketim kooperatifinin mağazalarında, “doğanın ve emeğin ekmeği”nin satışı konusunda girişimlerde bulunuyoruz. Bu girişimler olumlu sonuçlansa bile kendi dağıtım ağımızı muhafaza edeceğiz.
Tutsak tercihlerimiz özgürlüğüne kavuşuyor
Geldiğimiz nokta itibariyle, girişimimizin, tercihlerimizi tutsak eden sermayenin ve sanayinin devasa duvarından ilk taşı sökerek, özgür emek ve özgür doğa birlikteliğinin temeline koyduğunu düşünüyoruz. Dileğimiz bu sürecin genişleyerek devam etmesi ve geleceğimizi kendi özgür tercihlerimizle kuracağımız günlere uzanması.
22-23 Mayıs’ta Gıda’yı Ocaklar’da tartışalım
Her yıl Ocaklar’da düzenlenen Yeşil ve Sol Bahar Buluşmasının bu yıl ki teması “Gıda”. Ve biz girişimimize ilgi duyan herkesi Ocaklar’da misafir etmekten mutluluk duyacağımızı bildirmek isteriz.
Yeni bir mektupta görüşene kadar hoşça kalın.
Kadir Dadan
Başka Bir Gıda Mümkün Girişimi – Ocaklar/Erdek/Balıkesir
Çalışır Haldeki Değirmen Listesi
Değirmen Tipi |
İl Merkezi |
İlçe Merkezi |
Köy/Mahalle |
İlgili Kişi |
Su |
Adıyaman |
Gerger |
Gündoğmuş |
|
Su |
Antalya |
Akseki |
Gümüşdamla |
Veysel Kul |
Su |
Antalya |
Kalkan |
İslamlar |
Hamdi Sarıkaya |
Su |
Antalya |
Kalkan |
İslamlar |
Hasan Saner |
Su |
Artvin |
Arhavi |
Dülgerli |
Kadem Fitoz |
Su |
Artvin |
Murgul |
Mevlüt Demirci |
|
Su |
Balıkesir |
Balya |
Kadıköy |
|
Su |
Balıkesir |
Dursunbey |
Kavacık-Suçıktı |
Halil Ayar – 535 678 24 85 |
Su |
Balıkesir |
Gönen |
Gaybular |
Süleyman Güven – 266 782 10 63 |
Su |
Balıkesir |
İvrindi |
Ayaklı |
|
Su |
Balıkesir |
İvrindi |
Evciler |
|
Su |
Balıkesir |
Manyas |
Değirmen Boğazı |
Muhammed Çolak – 266 824 42 58 / 536 513 95 17 |
Su |
Balıkesir |
Manyas |
Erecek |
|
Su |
Balıkesir |
Merkez |
Kurtdere |
|
Su |
Balıkesir |
Savaştepe |
Akpınar |
|
Su |
Bartın |
Ulus |
Kumluca Beldesi |
Ömer – Hasan Çetin |
Su |
Bursa |
Gemlik |
Haydariye |
|
Su |
Bursa |
İznik |
Kırıntı |
Mahmut Acar – 224 768 11 37 |
Su |
Çanakkale |
Çan |
Kocayayla |
|
Su |
Çanakkale |
Biga |
Çömlekçi |
|
Su |
Diyarbakır |
Hani |
Aynkebir |
|
Su |
Eskişehir |
Mihalıççık |
Gürleyik |
Bahattin (değirmen ustası) |
Su |
Giresun |
Alurca |
Subaşı |
Mustaf – Kadem Tütüncü |
Su |
Kars |
Akyaka |
İncedere |
İlhan Koçulu ile irtibat kurulabilir |
Su |
Kars |
Arpaçay |
Küçükçatma |
Erdem Kaya |
Su |
Kütahya |
Emet |
Memduh Ekici |
|
Su |
Muğla |
Datça |
Ilıcasu |
Restore edilmiş |
Su |
Muş |
Varto |
İskender |
Cendi Eren |
Su |
Osmaniye |
Kadirli |
Göztaşı |
|
Su |
Osmaniye |
Sumbas |
Gaffarlı |
|
Su |
Rize |
Ardeşen |
Gündoğan |
|
Su |
Sakarya |
Taraklı |
Mahdumlar |
Harun Gündüz(Muhtar) |
Su |
Samsun |
Çarşamba |
Kirazlık |
Restore edilmiş |
Su |
Sivas |
Suşehri |
Camili |
Alim Aklan |
Su |
Şırnak |
İkizce |
….. Koçer |
|
Su |
Trabzon |
Şalpazarı |
Geyikli |
Muhammed Bektaş |
Su |
Trabzon |
Görele |
Zıva |
Şükrü |
Su |
Zonguldak |
Muslu Beldesi |
Emirler |
Güler – Ramazan Seçer |
Su (çarklı) |
Konya |
Beyşehir |
Adaköy Beldesi |
Onarım gerektiriyor |
Yel |
Balıkesir |
Merkez |
Şamlı / Karaköy |
Hayrettin Usta – Çalışmıyor |
Yel |
Muğla |
Bodrum |
Yalıkavak |
Müze |
Elektrikli |
Çanakkale |
Biga |
Akyaprak |
|
Değirmen Ustaları |
||||
Su |
Eskişehir |
Mihalıççık |
Gürleyik |
Bahattin |
Su-Elektrikli |
Kocaeli |
Kandıra |
Akçabeyli |
Yaşar Sağgül |
Su-Elektrikli |
Artvin |
Arhavi |
Dülgerli |
Kadem Fitoz |